Bir Fikir Jimnastiği

İnsanoğlu kim bilir kaç bin yıldır bu gezegende yaşıyor. Araştırmalar ve hemen her gün ulaşılan yeni bulgular bu süreyi sürekli güncelliyor. Bilinmeyen ve bilinmesi de mümkün olamayan o kadar çok şey var ki. Nereden geldi, nasıl oluştu, ne tehlikeler geçirdi, ne yaptı, ne yapıyor ve ne yapacak? Bilinçli veya bilinçsiz, suçlu veya suçsuz, mazlum veya zulmeden ne güzel yaşayıp giderken son zamanlarda nereden çıktığı belli olmayan baş belası bir virüs geldi ve sorgulamayı bilen dimağlara kurşun ağırlığı ile çöküp, haddini bildirdi. Şımarmış, müsrif uygarlığımıza dersini verdi ve oyun kurucunun kim olduğunu anımsattı hem de gözyaşı, acı ve belirsizliği ile birlikte.

İçinde yaşadığımız evren tam bir mükemmel karmaşadır. Mikrokozmozdan makrokozmoza uzanan yolda; mikronun makro, makronun mikro olabildiği, problemin çözüm, çözümün problem olabildiği, basit gibi görünen sistemlerin, oluşumların arkasında ne kadar karmaşık mekanizmaların, düzeneklerin olduğunu başımıza vura vura bize belleten mükemmel karmaşa.

Makrokozmozda mini minnacık Samanyolu galaksisindeki orta boy bir güneşe bağlı ve çapı 12742 km olan bir gezegende olağan densizliğimizle sakin sakin yaşayıp giderken; mikrokozmoz’dan henüz hiçbir kimlik bilgisine erişilememiş bir virüs atağa geçip ortalığı kasıp kavuruyor. Çareyi ise virüs'e göre bağıl olarak makro sayılabilecek İNSAN bulacak. Bence, tipik bir tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan problemi. Dert çare, karşıtlık ve tamamlayıcılık, dualite ne derseniz deyin kurtuluş içimizdedir. Paradokslar evreninde mucize buradadır. Atasözü ile dile getirirsek:“Dert veren dermanını da verir”

Bir filozofa göre “yaşam ölümün ertelenmesidir” ve insanoğlu bu ertelemeyi çok seviyor. Yüz binlerce yıldır bir şekilde yok olmayıp yaşamayı başarmışsa bunda umudun büyük payı vardır. Bence geleceğin bilinmez oluşu olağan karamsarlığımızı olağanüstü iyimserliğe götürüyor ve umudu diri tutuyor. Umut nedir öyleyse: Umut gerçekleşmesi olasılık dahilinde olan bir olgunun veya olgular bütününün olabileceğine dair kuvvetli öngörü ve tahmindir. İnsanı yaşamda tutan tılsım buradadır. Bir şey (genellikle iyi şeyler) eğer olabilecekse olabilir. Eğer umut olmasaydı yaşam süresince bu kadar uğraşmak, acı çekmek, didinmek hiç de kolay olmayacaktı.

Umut; değişkenleri çok fazla olan bir fonksiyondur. Eğer umut tanklarınız boşalmış ise, umutsuz iseniz, geçmesini bekleyeceksiniz. Değişkeni bu kadar fazla olan bir fonksiyon için tüm değişken dağarcığınızı gözden geçirip, dolaşıma sokacaksınız. Yaşamanın kuralı budur. Bir güneş doğuşu, biraz kır yürüyüşü, güzel bir müzik, güzel demlenmiş bir çay, uyku, sevilen ve güven duyulan bir arkadaşı arama, yolculuk, zorda olan birine yardım etme, neşeli bir kitap, bir müzik aleti, bir hayvan veya bitki dostunuzla söyleşi, yalnız kalıp kendini dinleme, resim yapma….. Tüm bunlar içimizdeki iyi nüveleri besler, barışçıllık ve umut geri gelir. Bu etkinlikleri yapabilmek için sizin gibi olan, sizi işiten, sizi gören bir ortamda yaşamanız gerekir. Ulus olmak, tasada ve kıvançta ortak olmak, aynı dili ve dini taşımak işte bu yüzden önemlidir.

Son sanılan başlangıçlar olabilir. Umudu olan biri son sanılanı başlangıç yapabilir. Türkiye Cumhuriyeti bu tezin en canlı örneğidir. İnsan ırkı da tarihte pek çok son yaşamış ve oradan başlangıçla çıkmıştır.

Her başlangıçta yapılan hatalardan dersler çıkarmalı, kendimize ve topluma anlamlı sorular sormalıyız. Soru sormak çok önemlidir. Soru sorarak kontrolün size geçmesini sağlarsınız. Eksik olan bilgilerinizi tamamlar, konuyu ve kendinizi tamlarsınız. Tez ve antitezlerinizi buna göre yönlendirirsiniz. Bu genel doğru özelde de doğrudur ve bence bazı baro başkanlarının yaptığı yürüyüş de bu kapsamda değerlendirilebilir.

İnsanoğlunun geleceği, yaşadıklarından çıkardığı sonuçları gelecek kuşaklara aktarmak ve bunlardan ders almakla doğrudan bağlantılıdır. Bilgilenmek asıl amaç ve araç olmalıdır. Sosyal anlamda bilgi sahibi olmak insan kalitesini yükseltir ve yüceltir. Teknolojik olarak bilgi toplumu olup bilinmezlik kalktıkça insan çok yetkinleşecek ve belki de kendi üzerinde bilinçli operasyonlara girişecektir. Mitolojideki kahramanları gözden geçirerek ileride neler olabileceğini sizlerin eşsiz hayal gücünüze bırakıyorum. Bence teknolojik bilimin araç olması iki tarafı keskin bıçak gibidir. Otoriteyi elinde tutan odaklarca niyete göre, çok yararlı ya da çok zararlı olabilir. Zararlı kullanıma örnek vermek gerekirse Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının etkileri aradan geçen bunca zamana rağmen halen devam etmektedir. Çok dikkatli kullanılmazsa “yeni son”lar daima insanoğlunun gündeminde olacaktır.