fbpx “Emine Bulut” olayının düşündürdükleri | Ankara Havadis

“Emine Bulut” olayının düşündürdükleri

“Ne yani, böylesi korkunç bir dünyanın bir de cehennemi mi var?”

Umberto Eco

 

Sevgili okurlar;

Bu köşede tüketiciyi ilgilendiren sorunları dile getirip, karınca kararınca düşünce ve görüşlerimizi dile getiriyoruz...

Ancak bazen öyle oluyor ki, yaşananlar karşısında dil susuyor, dimağ duruyor, kalem kitleniyor...

Tıpkı “Emine Bulut”  olayı gibi...

Ancak tam da tersine... Giderek artan bu ve benzeri şiddet olayları karşısında “bir şey yapmalı!

Asla susmamalı... Asla durmamalı!

Hele kalem hiç kilitlenmemeli...

Fikirler, düşünceler her zamankinden daha fazla ve daha özgürce coşmalı...

Coşup, ön yargıları, töreleri, “ben”leri aşmalı...

Hepimizi ve özellikle de “her kademedeki sorumluyu” çözüme koşturmalı!...

O zaman da yapabileceğimin en doğrusunun, “Bu kez, bu köşeyi, bu konun duayenlerin fikir, görüş ve önerilerine bırakmak olmalı” diye düşündüm.

Aksine bir durumda;   “Her gün yüz binlerce kadının şiddet gördüğü, bir kaçının yaşamını yitirdiği, hele hele bizi dünyaya getiren, besleyip büyüten, sebebi hikmetimiz,  “Emine”  anaların öldürüldüğü bir ortamda  şiddete karşı susup hiç bir şey yapmamak; hem onlara, “hem de ölmüş anama” karşı hesabını veremeyeceğim en büyük ayıptır”   diye düşündüm.

İşte tam da bu noktada, izninizle sözü alanın yetkin iki ismine; sevgili dostlarım “Hacettepe Üniversitesi Aile ve Tüketici Bilimleri Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müberra Babaoğul” ile “Şiddetsiz Toplum Derneği Başkanı Rıza Sümer”e bırakıyorum...

 

GÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Sözü önce, konuya değişik bir açıdan bakıp, hemcinslerini de eleştiren Prof. Dr. Müberra Babaoğul'nun izniyle, sosyal medyada da yayınlanan aşağıdaki  satırlarına bırakıyorum:

“Günün Düşündürdükleri

Emine Bulut, dün kadınların omuzlarında toprağa verilmiş.

Bu vahşet eminim, eğitimli eğitimsiz, kentli köylü, genç, yaşlı tüm kadınların yüreğini yakmış ve içlerine öfke ile karışık korku salmıştır.

Çünkü hiçbiri devletin korumasını arkalarında hissetmediklerinden bugünden sonra eşlerine daha da itaatkar olacaklardır.

Bu sıradan bir cinayet değil bu bir vahşettir. Acaba kadınlar bugün yüz yüze oldukları erkek şiddeti’nin geldiği noktaya ulaşırken aldığı yolun kaldırım taşlarını elleri ile döşediklerinin farkındalar mıdır?

Şiddeti açık ve net, hiç bir kadın tercih de etmez,  teşvikte... Ancak kadın değil midir, ‘erimdir hem döver hem sever’ diyen?...

Kadın değil midir, ‘kol kırılır yen içinde kalır’ diye susup oturan?...

Kadın değil midir ‘gelinlikle girilen evden kefenle çıkılır’  diye kızlarını yetiştiren?!!

Ne yazık ki erkekler arasındaki dayanışma kadınlar arasında yoktur, ya da çok zayıftır.

Kadın kadını acımasız eleştirir, kocası kendisini aldatır, eşinden önce aldattığı kadına öfke saçar, kültürel düzeyine bağlı olarak da kimi zaman saçını başını bile yolar. Çevresinde boşanmış kadın istemez, onu tehdit unsuru olarak görür. Bir gün önce dostu olan kadını boşanınca evine davet etmez, sarıp sarmalayıp teselli edip sahip çıkacak yerde en önce o dedikodusunu yapar, eleştirir, yüz çevirir. Biraz bakımlı olsa ‘kime süsleniyor bu böyle’ der ve ‘fingirdiyor, kuyruk sallıyor’ diye düşünür. Çalışıp ayaklarının üstünde duran kadını içten içe kıskansa bile, ‘evini ve çocuklarını ihmal ediyor’ diye düşünüp kendini rahatlatır.

Eşiyle sorunu olan arkadaşlarını ‘yuvanı dağıtma başında bir erkek olmadan zor’  diyerek mevcut duruma katlanmasını öğütler...

Pek çoğunun aktif  veya pasif agresif eşlerine tahammül göstermeleri de işte hep bu toplumsal düşünce kalıpları ve öğrenilmiş çaresizliktendir.

Hayatı boyunca kendine değil, evine ve çocuklarına yatırım yapar, ‘onlar iyi olsun bizden geçti’ artık düşüncesi hakimdir.

Çocuk yetiştirirken de kız çocuklarını erkek kardeşlerinin ya da ağabeylerinin hizmetine verir,  ‘Hadi ağabeyine bir su ver, hadi ağabeyinin pantolonunu ütüle, hadi kardeşine bir yemek ısıt...’

Bu böyle kuşaktan kuşağa aktarılarak sürer gider...

Tüm görevinin eşine ve çocuklarına hizmet etmek olarak algılayan, kendi bireysel gelişimine yatırım yapmayan ve bu davranış modelini kız çocuklarına da aktaran kadınlar var oldukça bu sorunlar  da bitmez...

Diğer yandan elbette aile, tehdit unsuru değil; kadın, erkek ve çocuk için bir güven alanı olmalıdır. Geleneksel ve ataerkil kökenli ailelerde cinsiyete dayalı  rol modeli hakimdir. Demokratik ailelerde ise roller ve sorumluluklar cinsiyetten ziyade, yetenekler ve becerilere göre dağıtılır ve tüm aile bireylerinin ortak kararı ile belirlenir. Ailede her birey kendi bireysel gelişimi için teşvik edilmeli ve ailede bu gelişimi gerçekleştirecek iklim yaratılmalıdır. Öfke ve korku iklimi değil sevgi, anlayış, empati, paylaşım ve huzur ortamını yaratmak ise her aile bireyinin ortak sorumluluğu olmalıdır.

Sadece babanın veya sadece çocukların ya da kadının mutluluğunu sağlamak için çabalamak aile kurumunun ömrünü uzatmaz.

Böyle bir aile er geç dağılır ya da sessizleşmiş, bastırılmış, ezik, mutsuz bireyler üretir...

1980'li yıllarda kurulan Aile Bakanlığı ise ne yazık ki hala kurumsal kimliğini oturtamamış ve “Ailenin  Güçlendirilmesi” söylevi yıllarca sakız gibi çiğnenmiştir. Gelinen noktada ise ne kadar güçlendiği ortadadır.

Güçlenen aile değil, erkek egosu ve şiddetidir sadece !...”

 

SÜMER; “TOPLUMSAL MUTABAKAT SAĞLANMALI!”

Şimdi de “Şiddet” konusunda genel bir değerlendirme yapması ve çözüm önerileri hakkındaki görüşleri için sözü Şiddetsiz Toplum Derneği (ŞTD) Başkanı Rıza Sümer’e verelim.

Sayın Sümer’in bu konuda köşemize yaptığı açıklama şöyle: 

“Maalesef ülkemizde, aile ve toplumda kendini güçlü sayanlar, şiddeti, sorunu çözecek yöntem olarak kabul ediyorlar.

Oysa şiddetle sorun çözülemez!

Sorunları çözmek için insanlar, yüz yüze ve göz göze  iletişim kurma kültüründen çok uzaktalar. Çünkü eğitimden sorumlu kuruluşlarda böyle bir kültürün gelişmesine yönelik  bir çaba göremiyoruz...

Diğer yandan, Dünya’nın birçok ülkesinde çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren korkutularak ve baskı ile yetiştirilmektedir. Bu ülkeler içinde elbette Türkiye de var.

Ne yazıktır ki, aile büyükleri veya çocuk eğitimcileri, çocukları ikna etmek yerine şiddet anlamı taşıyan yöntemler kullanıyorlar. En olumsuz yöntem ise, çocuğu, söz veya sopa ya da el gücü ile korkutmak...

Böylece çocuk şiddeti önce en inandığı ve en güvendiği kişilerden öğrenmiş oluyor!!

Ayrıca, aile veya toplumda şiddetin nedenleri arasında ‘töre’ anlayışı da yer alıyor.

Bununla birlikte aslında şiddet, vahşi, hayvanlar arasında değil, insanlar arasında yaşanmakta! Zira, dikkat ederseniz dünyada hayvanların  yaptıkları değil; insanların insana, hayvana, doğaya, çevreye yönelik şiddetlerden konuşuyoruz.

Öte yandan şiddetin önlenmesi açısından, ülkemizdeki yasalarda ve uluslararası bildirgelerde, sözleşmelerde önemli bir eksiklik yok.

Sorunlar, uygulamalardaki yanlışlıklardan ve yetersizliklerden çözülemiyor.

Bu konuda, aile kurumunda yaşanan olumsuzluklar, boşanma ve velayet davaları, eşlere yapılan baskılar, eşlerin öfke kontrolü yapamaması, eşler ve yakın çevrelerinin yüz yüze iletişim  kuramaması da sorunları ağırlaştırıyor.

Oysa, sorun asla şiddetle çözülmez!...

Ancak; yönetenlere, adalet dünyasına ve başkalarına güvensizlik de şiddet yönteminin kullanılmasına yol açıyor... Bu alandaki bazı çabaları saygı ile karşılamakla birlikte, kanımca  ilgili bakanlıkların, üniversitelerin, gönüllü kuruluşların, muhtarlıklardan başlayarak yerel yönetimlerin ve medyanın şiddetin olmamasına, engellenmesine katkıları çok düşük.

Bu düşük düzeydeki katkı, hayvana ve çevreye yönelik şiddet örneklerinde de  görülüyor.

İşte bu durum karşısında Şiddetsiz Toplum Derneği, kuruluşundan beri, siyasal veya inanç ayrımcılığından uzak kalarak başta sayın Cumhurbaşkanımız ve ilgili bakanlarımız olmak üzere ilgili tüm çevrelere şu önerileri yapıyor:

Şiddet konusunda önce tüm illerde, ardından ise Ankara'da kurultaylar düzenlenmeli.  Bu konuda; Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı  Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Orman ve Şehircilik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı işbirliğinde gönüllü kuruluşlar, medya ve üniversitelerin desteği alınmalı...

Çalışmayan kadınlar ve emekliler dahil, köylerde ve  mahallelerde dernekler kurmalı veya kurulmuş olanlara üye olmalı....

Bu derneklerle ilgili kamu kuruluşları işbirliğinde, ‘kadının şiddete karşı nasıl korunması gerektiği konusu’ başta olmak üzere çeşitli eğitimler düzenlenmeli...

Önerdiğimiz bu kurultaylarda, ülkemizin bir yol haritası belirlenmeli, toplumsal mutabakat sağlanmalı, her çeşit şiddete, şiddetsiz yöntemlerle karşı çıkılmalı...

Silahlı şiddet yapılarına ve topluma, şiddetin ve silahın bırakılması çağrısı yapılmalı...

Toplum olarak, sadece kınayarak değil, eylem planı yaparak ve somut girişimlerde bulunarak şiddetle mücadele etmeli...

Siyasetçiler başta olmak üzere  hiç kimse şiddet dilini kullanmamalıdır.

Türkiye Evimizdir ve yedeği yoktur. Tüm ülke bir aile gibi olmalıdır. Farklı görüş ve inançlara doğal zenginliğimiz olarak bakılmalıdır.

Şiddet, ağır bir suçtur. Şiddet, yapana  da, yapılana da hiç yakışmamaktadır. Kısaca, toplumu yürekten yaralayan  Emine Bulut olayı  gibi hunhar kadın cinayetlerini engellemenin uzun ve kısa vadeli önlemlerinin olduğunu düşünüyoruz. Bunun için Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, öncelikle;  muhtarlıkları, yerel yönetimleri, üniversiteleri ve gönüllü kuruluşları (STK) bir araya getirerek, ivedi bir toplantı düzenlenmeli; kadınlara ve  çocuklara “kendilerini nasıl koruyacakları ve tehlikelerden nasıl uzakta duracakları” konusunda somut bilgiler verilmelidir...”

Sevgili Okurlar;

Artık her kadın cinayetinde, “vicdanı kalp, kalbi vicdan” olanların kulaklarında Emine Bulut’un “Ölmek istemiyorum!...” çığlığı ve 10 yaşındaki kızının “Anne lütfen ölme!” feryadı hep çınlayacak.

O zaman Asla susmamalı...

Asla durmamalı!...

Hadi;

Daha fazla utanmamak için,

Yalnız, mahzun ve çaresiz gönüllere hapsolmamak için!

Kadını, çocuğu, hayvanı, doğayı; zayıfı, yalnızı, kimsesizi koruyan bir ülke için:

Hadi;

“Elimi tut. Elini tutayım.

El ele tutuşalım...

Ve yeniden inşa edelim barışı, huzuru, kardeşliği ve insanlığı...”