fbpx Enflasyonun Nedeni Faiz Mi?... | Ankara Havadis

Enflasyonun Nedeni Faiz Mi?...

Sevgili Tüketiciler;

style="display:block; text-align:center;"
data-ad-layout="in-article"
data-ad-format="fluid"
data-ad-client="ca-pub-8298718190966526"
data-ad-slot="1414139000">

Ülkemizde, tüketici açısından en önemli soruların başında, yoksulluk ve işsizlik, zahmet (vergi) ve nimetin (refah) adil paylaşılmaması gelir...
Diğer yandan ülkemizin yıllardır boğuştuğu “enflasyon-faiz” sarmalı, ülkemiz halkını oluşturan tüketicileri çok yakından ilgilendiren, onların alım gücünü düşürüp, gönencine ket vuran en önemli etkenlerden bir diğeridir. 
Bu haftaya da bu konu damgasını vurdu...
Merkez Bankası Başkanı bu nedenle görevden alındı. 
Hürriyet’ten Gizem Karakış’ın haberine göre sayın Erdoğan, Marmara Bölgesi milletvekilleriyle yaptığı toplantıda, Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın görevden alınmasıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; “Kendisine ekonomi toplantılarında defalarca faizi indirmesi gerektiğini söyledik. ‘Faiz düşerse, enflasyon düşer’ dedik. Gerekeni yapmadı. Aynı kulvarda değildik” dedi. 
Ve Başkan görevden alındı...
Peki, başkanın görevi neydi?..
Temel olarak ülkemizde para ve kur politikalarının yönetilmesinden sorumlu kurum olan T.C. Merkez Bankası’nı bağımsız bir şekilde yönetmek...
Peki piyasalar ne istiyor?...
Yukarıdan emirle yönetilmediğine emin olduğu, güven duyduğu, bağımsız bir Merkez Bankası tarafından belirlenen; Fiyat İstikrarı...Finansal İstikrar...  Döviz Kuru Rejimi... Ödeme Sistemleri... 
Bu olmazsa ne olur?...
İlk başta yabancı yatırımcı ülkeyi test eder, ülkeye yatırım yapmak isteyenler yatırımdan vazgeçer...Yerli yatırımcı daha güvenli bulduğu döviz ve altına yönelir...Piyasalar daralır... Döviz değer kazanır... Türk parası değer kaybeder...    
Merkez Bankası Başkanı’ nın görevden alınmasının hemen ertesi günü; Borsa İstanbul düşerken; hem Dolar, hem Euro, hem altın, hem de faiz artmadı mı !?... 
Peki, faizleri düşürünce enflasyon da düşer mi?...  
Makro iktisata giriş derslerinde ilk öğretilen şey, “Bir ekonomide büyümeyi sürekli kılmak ve ‘İktisadi Değişkenleri’ etkileyebilmek amacıyla uygulanan politikaların iktisat politikası” olduğudur. Bu İktisadi Değişkenler arasında;  Gayrisafi Milli ve Yurtiçi Hasıla, Büyüme Oranı, “Enflasyon Oranı” ilk başta sayılanlardır....
İktisat Politikalarını tayin edip “enflasyon dahil İktisadi Değişkenleri belirlemek” ise ülkeyi yöneten iktidarların sorumluluğunda olan bir görevdir...
Bu bağlamda, bir ülkede enflasyonun hangi oranda artıp, azaltılacağını ve “enflasyonu” o ülkeyi yöneten iktidarların çizdiği ekonomi politikaları ve bu politikaların uygulanmasındaki tutarlılık belirleyecektir.
Yani siz iktidar sahipleri; iktisat politikalarınızla dışa bağımlılığı önleyemezseniz, daha geçtiğimiz ay Hazine nakit dengesi 11 milyar 16 milyon lira açık verirse, Yeni Ekonomi Paketi diye;  Merkez Bankası’nın olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere bir kenara ayırdığı yedek akçeyi Hazine’ye aktarmaya kalkarsanız (Uzmanlar, yedek akçenin Hazine’ye aktarılmasının karşılıksız para basmaktan farkı olmayacağını ve bu durumun enflasyonu artıracağını, ekonomiye büyük zarar verileceğini söylüyor), nereden kazanıldığı meçhul kara parayı dahi aklamayı göze alıp varlık barışını 6 ay daha uzatmayı, yurt dışına çıkış harcının 15 TL’den 50’ye çıkarılmasını teklif ediyorsanız, ekonominin geleceğini bir yandan tüketime bağlarken, diğer yandan da halka tüketimden alınan dünyanın en adaletsiz ve yüksek  vergileriyle yüklenirseniz, “Yerli ve Milli” üretimi sağlayamazsanız, yurt kaynaklarını verimli kullanmaz, seçim üstüne seçim, olmadı bir daha seçim diye israf eder, büyümeyi planlı bir şekilde verimlilik artışlarına dayandırmazsanız, ihraç ettiğiniz mallarda bile girdiler büyük ölçüde ithal olursa; elektrik, doğalgaz, petrolde dışa bağımlıysanız, yani ihraç ettikçe bile Dolar ve Euro’ya daha fazla bağımlı olursanız, tohumundan, gübresine tarım üretiminizi bile dış kaynaklara mahkum ederseniz, TL’nin bir Rahip Brunson olayında dahi Dolar karşısında yüzde 30’lara varan oranda değer kaybetmesi, (yani bir anlamda devaliasyona uğraması) kaçınılmaz olur.  TL zayıflayınca, ekonomi yönetimine güven azalınca, birikimler yatırıma gitmek yerine güçlü olan paraya, Dolara, Euro’ ya, altına kayar...
“Güçlü para, zayıf parayı kovar!...”
Milli paranın değer kaybetmesi, “fiyatların toptan yükselişini, yani enflasyonu” kaçınılmaz kılar....
Bu durumda, milli paraların değer kaybetmesinin etkisiyle artan enflasyonun dizginlenmesi için kısa dönemde faiz oranları artırılır. 
Zaten eski Merkez Bankası Başkanı’ nın da yaptığı da budur?... 
Yani en temel ekonomi bilgilerinden yola çıkarak bile; “Faizin, enflasyonun nedeni değil, sonucu” olduğunu söyleyebiliriz.  
Yılların iktisatçısı Ege Cansen buna “sebeple-sonucun birbirini kovalaması” diyor*... 
Formülüyle; “Faiz neden değil, sonuçtur”
Bu konuyu; Sabancı Üniversitesi Finans Kürsü Başkanı Prof. Özgür Demirtaş formülüyle de vermiş.
Demirtaş Hoca, 3 Ekim 2017’ de, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda; “Faiz düşerse enflasyon düşer” söylemi baştan sona yanlış, ekonomi bilimine ters!
“Faiz neden değil, sonuçtur” diyor...  
Özgür Demirtaş, yaptığı paylaşımda konuyu formüller ile şöyle açıklıyor: “... Her hangi bir varlık üzerindeki getiri R (yani faiz) olsun. R* ise reel faiz oranı olsun. IP ise enflasyon primi olsun. O zaman: R= R*+IP+RP dir. Yani bir varlık (örneğin devletin borçlanma senedi, hisse senedi vs) risklidir. Riskli olduğu için getirisi (R),Reel faizden yüksek olmalıdır. Peki R, R* dan ne kadar yüksek olmalıdır? En az enflasyon primi kadar ve Riski kadar. O yüzden: Faiz=R*+Enflasyon Primi+Risk Primidir. Risk artarsa faiz oranları artar. Aksi halde o varlığa faiz artmamışsa getiri gelmez. Risk priminin ise 3 tane bileşeni vardır: Vade Primi (MP), Likidite Primi (LP), ve Batış primi (DP). O zaman son formül: R=R*+IP+MP+LP+DP olur...
Yani faiz sonuçtur...” 
Ankaralı EGO’ya ulaşım sorunlarını iletiyor...
Geçen hafta bu köşede Yeni EGO Genel Müdürü Nihat Alkaş’a başarılar dilemiş ve “belediye hizmetlerinin tüketicisi olan” Ankaralılardan kent içi ulaşımda karşılaştıkları  sorunları ve çözüm önerilerini yayınlamak üzere bize iletmelerini istemiştim. 
İşte, isimleri bizde saklı, çoğu Tüketici Hakları Derneği Üyesi olan Ankaralıların EGO’ ya ilettikleri başlıca istek ve önerileri:
•Kilometreye vurunca ulaşım Ankara’ da neden İstanbul’dan daha pahalı; ucuzlatılamaz mı? 
•Halk Otobüsleri ve minübüs taşımacılığı egemenliğindeki anlayışı değiştirmenizi istiyoruz.
•Bazı Halk Otobüsleri 65 yaş yolcuları ve engelli yolcuyu almak istemiyor. Otobüsler ve dolmuşlar duraklarda bekleme yapıyor. Yine bazı minübüslerde yolcu emniyetini hiçe sayar bir şekilde ayakta yolcu alıyor. Bazı taksiler ise uzun güzergahları tercih ederek yolu uzatıyor. Bunların önleyiniz... Bu konularda trafik polisi ve belediyenin diğer birimleriyle işbirliği yapınız. Sivil denetimleri artırmanızı, gerekirse STK’ larla, vatandaşla işbirliği yapmanızı istiyoruz.
•Sayın Genel Müdürümüz. Yeni göreviniz size ve Ankaralılara hayırlı olsun. EGO otobüsleri (her halde verilen talimat gereği olsa gerek) duraklara üç, beş adım kala koşan yolcuyu görse de, hiç beklemeden gidiyor. EGO otobüs sürücülerinin vatandaşa esneklik sağlaması için lütfen gerekli uyarıları yapınız.
•Bazı halk otobüsleri durakta gördüğü yaşlı yolcular almıyor ve durmadan devam ediyor. Halbuki ulaşım kamusal bir haktır. Toplu taşımayı ticari düşünceli kişilerden ziyade kamunun üstlenmesi gerekir.  Bu nedenle toplu taşıma sisteminin işletilmesi, amacı kar etmek olan serbest piyasa koşullarına bırakılmamalıdır... Toplu taşımanın amacı kentlere güvenli kaliteli kolay erişilebilir ve ödenebilir bir ulaşım hizmeti sunmak olmalıdır... Kamu yararının sağlanması olmalıdır... Ayrıca engelli vatandaşlarımızdan, yaşlılarımıza, çocuklu annelerimizden çocuklarımıza kadar tüm kent sakinleri için; adil, erişilebilir, güvenli, hizmet kalitesi artırılmış, bütünleşik ve etkileşimli planlar yapılmalı, motorsuz ulaşım seçenekleri  olan güvenli bisikletli ulaşım ve yürüme yolları tahsis edilmelidir.
•OSB-Sincan-Koru  metro hattı çok yavaş ve vagonlar yetersiz.
•Halk otobüsleri denetlensin. Bazıları çok bekleme yapıyor... Dolmuşlar da yapıyor...
•Özel araçların özellikle hergün trafiğe çıkmamasını  sağlamak için dönüşümlü plaka uygulanabilir.
•317-318-319-160 No’lu hatlarda yoğunlukla hep halk otobüsleri geliyor. Büyük şehir yönetimi değişince sorun çözülür dedim ama sıkıntı devam ediyor.
•Ring seferleri artırılmalı. Mesela Esat, Ayrancı, Dikmen...Uzak mesafelere mutlak express seferler konmalı. İş saatlerinde de express seferler 17-19 arası yapılmalı.
•Ulaşım 24 saat olabilir mi?
•01.00’ den sonra metro çalışmıyor. Toplu ulaşım araçları gece saat 2’ye kadar çalışamaz mı?
•Esat otobüslerinin bazı seferleri Kızılay trafiğine girmeden, Kocatepe-Mithatpaşa Cad üzerinden verilirse hem Kızılay trafiği rahatlar, hem de zaman ve yakıt tasarrufu yapılır.
•Esenboğa metrosu, Abidinpaşa ve Ege Mahallesi’ne metro yapılmasını istiyoruz...
•Yaşam Kent, Dodurga, Bağlıca gibi yeni yerleşim yerlerine taşıma kapasitesi yüksek ve maliyeti ucuz olan, açıktan giden hafif raylı sistem modelleri düşünülebilir. Bir de metro ulaşımında tek binişlik kart pahalı. Ucuzlatılmalı...
•Yer üstünde hafif raylı sistemler iyi olur. Özellikle Samsun Konya yolu üzerinde. İncek-Turan Güneş Bulvarı arasında... Bu bölgelerde üniversiteler var ve giderek yoğunlaşıyor. Yakında Ahlatlı Bel geçilemeyecek. Zira yargı komple oraya taşınıyor.
•Milli Müdafa’ daki taksi durağı kaldırılsın.
•Kentler yayalarındır. Kızılay, Milli Müdafa Caddesindeki dolmuş deposu görünümünden ve dolmuş egemen karmaşadan kurtarılmalı...Yaya bölgleri artırılsın. 
*Cansen,E. “Enflasyon Sarmalı”, http://www.hurriyet.com.tr/enflasyon-sarmali-23692154, 2003

style="display:block; text-align:center;"
data-ad-layout="in-article"
data-ad-format="fluid"
data-ad-client="ca-pub-8298718190966526"
data-ad-slot="1414139000">