fbpxSakarya Öncesi | Ankara Havadis

Son Dakika

Sakarya Öncesi

Profile picture for user Kurtuluş Özgür Yıldız

Eski Yunan denerek bir efsane gibi anılan uygarlık aslında bir bütünlüğü olmayan, birbiriyle sıklıkla savaşan kentleri anlatan, felsefi katkısı büyük olmuş ama uygarlık açısından yeni bir ölçek, başarı geliştirememiş bir döneme işaret eder. Yaşayacakları bir kent, inançları gereği ibadethane, eğitim gereği okul yapmış olmaları eski Yunanı özgün kılmaz. Mitolojileri özgün değildir, kentleri özgün değildir, insani ilişkileri özgün değildir. Hepsi kendi çağının olağanlarıdır. Yalnızca idam ettikleri, sürgün ettikleri, hakir gördükleri filozofları insanlık birikiminde yerini almıştır. Dikkat buyurursanız eski Yunan’dan 1821 yılında Osmanlıya karşı ayaklandırılıp savaşta yenilip masa başında Avrupa devletlerince kazandırılan oyuncak Yunanistan kuruluncaya kadar da tarihin herhangi bir yerinde Yunanistan adı duyulmaz. Yoktur.

Devlet ya da uygarlık birikimi açısından dikkate alınır niteliği olmayan bir topluluğa devlet kurdurmak ve bu devleti kendi çıkarları için koçbaşı olarak kullanmak herhalde emperyalist devletlerin öncelikle Yunanistan’ı kurdurarak başladığı bir denemedir. Bu deneme son olarak Yugoslavya bölünmekle kalmayıp çitilenerek en mikro düzeyine gelmiş, neredeyse mahalle büyüklüğünde devletler ortaya çıkarılmıştır. Büyük Yunanistan hayallerini de devletleriyle birlikte kucaklarında bulan Yunanlar sürekli olarak toprak kazanma hırsına kapılmış, fırsat kollamıştır. Kendi iç kapışmaları bile buna ayarlıdır. 15 Mayıs 1919 günü de bu amaca hizmet etmek için harekete geçtiler.

14 Mayıs 1919 günü İstanbul Hükümeti ertesi gün İzmir’e düşman askeri çıkacağını biliyor, kesinlikle mukavemet edilmemesi ve her türlü kolaylığın sağlanması emrini İzmir valisine bildiriyordu. İzmir’e Yunan askerinin çıkması, vatanı namusu bilen herkesi derinden sarsmış, galeyan yaratmıştır. 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkan Gazi Paşa yurdun her köşesine, işgalin kabul edilemez olduğunu, saraya telgraflarla ve mitinglerle işgalin kabul edilemez olduğunun kitlesel olarak ortaya konması yönergelerini gönderiyordu. Bu yönergeler ve kurulan Müdafaa-i Hukuk dernekleri Yunan askerinin İzmir’e ‘çıkmadığını’ bu kenti ‘işgal’ ettiğini ilan ederler. Buna karşın Yunanlar, bir işgalin söz konusu olmadığını, tam tersine kendilerine ait işgal edilmiş topraklarına kavuştuklarını varsayarlar. Oysa toprak eninde sonunda onu vatan bilene rücu eder.

Yunan işgal güçleri çok geçmeden Albay Bekir Sami Bey’in derli toplu tuttuğu düzenli birliklerin ve Ege Milli Kuvvetlerinin direnişleriyle karşılaşır, bir ileri harekete girişmez. Ancak bir sene sonra daha ileri hatlara ilerler. 1921 Ocak ayında Bilecik’te İnönü tepelerine gelene kadar Milli Kuvvetler ilerleyişi yavaşlatmış durumdadır. Bu geçen süre Ankara’da bir meclisin kurulması, ordusunu hazırlaması, kurtuluş fikrini halka benimsetmesini sağlamaya yetmiştir. İç isyanlar büyük ölçüde bastırılmış, esaret altında yaşamayı sindiremeyen halk aciz sultandan yüzünü çevirip Ankara’ya tabi olmayı yeğ tutmuştur. Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet Bey idaresindeki ordu İnönü tepeliklerinde Yunan ordusuyla birlikte, artık adını resmen almış olan Türk Milletinin de gidişatını değiştirmiştir. İnönü yenilgileri Yunanlarda her şeyi baştan ele almayı gerektirmiş, Kral Konstantin başkomutanlığında ama aslında Korgeneral Papoulas komutasında yeni savaş planlarının yapılarak yürürlüğe konmuştur. O sırada nüfusu 7 milyon olan Yunanistan hem ülkesinden hem de Anadolu Rumlarından, yani savaştıkları ülkenin vatandaşlarından askere aldığı gönüllülerle birlikte 220 bin kişilik bir orduya sahipti. Küçük Asya Ordusu adını verdikleri bu ordunun 84 bin kadarı cephe gerisi hizmetlerle işgal altındaki yerlerde asayişin sağlanmasından sorumludur. Fiili savaş gücü 4609 subay ve 131533 erden oluşan 136.142 kişidir. Üç kolordu ve iki tümen grubuyla bağımsız birlikler halinde örgütlenen Küçük Asya Ordusu yapacağı ileri hareketiyle çembere alacağı Türk Ordusunu imha ederek önce Ankara’ya varacak ve ardından güle oynaya giderek, bir Konstantin tarafından 1453 yılında kaybedilen ‘Konstantinopol’ kentini İstanbul olmaktan kurtaracaktı.

Küçük Asya Ordusunun imha etmek istediği Türk Ordusu 9603 subay ve 169633 er olmak üzere 180 bin kişiden oluşuyordu ki toplam tüfek sayısı yalnızca 93 bin kadardı. Diğer yandan bu sayılar ordunun tümüydü. Batı Cephesi için ayrılabilen, yani Küçük Asya Ordusunun imha etmeyi planladığı toplam güç 5605 subay, 109.784 erdi ve bunların 18 bin kadarı cephe gerisi hizmetlerle görevlendirilmiştir. Yaklaşık 90 bin kişiden oluşan muharip gücümüzün tüfek sayısı ise 60 bin bile değildir. Kalan asker ve tüfekler Doğu Cephesinde Ermenilere, Güney’de Fransızlara, Karadeniz’de Pontus çetelerine ve olası iç ayaklanmalara karşı Merkez Ordusu olarak görev yapmaktadır.

Batı Cephesi kuvvetleri daha esnek bir komuta sağlaması düşüncesiyle kolordu yerine gruplar olarak örgütlenmişti. Savaş sırasında aynı asker sayısının farklı bölünmesiyle sayısı beşe çıkacak olmakla birlikte an itibarıyla ordumuz 4 grup ve cephe komutanlığına bağlı birliklerden oluşmuş durumdadır. Gruplara bağlı kurulan tümenlerin asker sayısı 4 bin bile değildir ki bir Yunan tümeni 10 bin kişinin altında değildir.

Küçük Asya Ordusu; başkomutanlık sıfatını üzerine alıp Atina’daki bütün kiliselerin çanlarını çaldırıp Büyük Yunanistan hayalini gerçekleştirmeye bizzat gelip İzmir’e bin yıl önce bir haçlı seferi dolayısıyla çıkan aslan yürekli Richard’ın çıktığı yerden ayak basan, kendilerini esaretten kurtardığı için minnetlerini sunan Rum kızların önüne gül yaprakları döktüğü Kral Konstantin’in gelmesiyle bulduğu moralle sabırsızlanmaktaydı.