Tekelleşen Eleştiri

İnsanlığın sınıflı topluma geçmesiyle ideolojiler ortaya çıktı. Bu ideolojilerin ortaya çıkışı, üretim araçlarının gelişiminin sonucuydu. Üretim ve bölüşüm ilişkilerine hakim olan sınıf, toplumdaki diğer sınıfları da ikna etmeye mecburdu. Çünkü üretim ve bölüşüm ilişkileri yalın kılıç gücüyle yönetilemezdi. O yüzden bu ilişkilere hakim olan sınıfın ideolojisi bir çeşit rıza üretimini sağlıyordu. Elbette toplum içinde razı olmayanlar, getirilen ideolojiyi kabul etmeyenler de vardı. Tarihsel dönem içerisinde rıza göstermeyenler karşı bir ideolojiyle ya toplumu dönüştürdüler ve üretim araçlarını geliştirerek hakim konuma geldiler ya da tam aksine gerici bir konuma düşerek tarih sahnesinde silinip gittiler.

Metalaşan ve Yüzeyselleşen Bilgi 

Artık son demlerini yaşadığımız tüketim toplumu da sadece askeri ve ekonomik güçle değil bir kültürel hegemonya ile benliğimize işledi. Teknolojik gelişimle birlikte çağımıza “bilgi çağı” dendi. Fakat bu bilgi kolay erişilebilir olmasının yanı sıra kolay tüketilebilen bir meta haline geldi. Üstelik bu bilgi bilimsel ölçütlerle değerlendirilerek ve eleştirinin süzgecinden geçirilerek sunulan bir bilgi biçimi değildi. Tam aksine yalanları, çarpıtmaları ve yanlışları barındıran bir bilgi biçimiydi. Bugün metalaşan bilgi tükettiğimiz gıdalar gibi katkı maddelidir. Bu bilgi duyarlılıklarımızı harekete geçiren sözcüklerle ifade edilmekte daha doğrusu pazarlanmaktadır. Yine günümüzdeki çürümenin etkisiyle bir yüzeyselleşmeyle karşı karşıya olduğumuzu da belirtmek gerekir. Hızla tüketilen bu çeşit bilgi yine hızla niteliğini de kaybetmektedir. Çünkü onu var eden toplum düzeni çürümektedir. Metalaşan ve yüzeyselleşen bilginin formülü şudur:

1) Eser miktarda doğruluk payı olan bilgi kırıntısı (Örneğin; Uygur Türkleri hakkında yapılan yalan propaganda da kullanılan görüntülerde, işkencenin olması ancak görüntünün başka bir Asya ülkesine ait olması. Doğruluk payı olan bilgi söz konusu görüntünün olmasıdır.)

2) Duyarlılıklarımızı harekete geçiren öğeler: Söz, ses ve görüntü.

3) “Uzman kişilerin” yorumu.

4) Bu bilgiye karşı çıkan sahte argümanlar ve sahte çelişkiler.

Tekelleşen Bilgi

İnternet gibi bir aracın hayatımıza girmesi ve gelişmesiyle bilginin yayılma hızı ve yaygınlığı da arttı. Şüphesiz bu gelişme insanlık tarihinde matbaanın icadı gibi bir olaydır. Ancak bilgi yine de tekellerin pençelerinden kurtulamadı. Eski dünyada bilgi ve kültür esas olarak hakim sınıfların, feodal beylerin, kralların, ağaların elindeydi. Bugün de bilginin kaynağı ve kontrolü -baş aşağı gitmekle birlikte- küresel sermayenin ve emperyalist ülkelerin elindedir. Kullandığımız sosyal medya platformlarından tutun da haber sitelerinin, ajansların ortak bilgi kaynağına kadar bize ulaşan bilgi kontrol altındadır. Zaten öyle olmasaydı bugün Türkiye’de ne Uygur yalanları kendisine yer edinebilirdi ne de pandemi sürecinde Çin hatta Asya düşmanlığı yapılabilirdi. Belirttiğimiz gibi bilgi üzerindeki bu tekelleşmenin etkisi ABD’nin tek kutuplu dünya sisteminin çöküşe geçmesiyle birlikte günden güne azalmaktadır.

Tüketim Toplumunda Eleştirinin Yeri

Emperyalizmin rıza üretimi olan neoliberalizm tüketim toplumunu ayakta tutmak için tam olarak böyle bir bilgi biçimine ve sunumuna ihtiyacı vardır. Aynı zamanda bu pazarladığı bilgiyi ve kültürü daha etkili ve inandırıcı kılmak için sahte karşıtlıklara da ihtiyaç duyar ki böylelikle tüketim toplumuna razı olmayanlara bir alan bırakmasın ve toplumun rıza göstermeyen kesimlerini de yine kendi kontrolü altında tutabilsin. İşte tam da bu yüzden neoliberalizmde “eleştirmenler” kutsaldır. Ancak hangi eleştirmenlerdir bunlar?

Genellikle bu meseleyi bir aydın sorunu içerisinde ele alsak da eleştiri kültürüyle de bağlantılıdır. En başta şunu söylemek gerekir: Bu türden eleştirmenler kendilerini “tarafsız” ilan ederek bir çeşit “kurtarılmış bölgelerinde” yaşarlar. Yumurta küfesi onlar için ağırdır. Ben tarafsızım demek samimi olanların ya da öyle görünenlerin kaçış noktasıdır. En samimi olanları bu tavırla kendilerini küfede taşıyan hamallara karşı sorumsuzluk içindedir. Ancak esas olarak “tarafsızlık” tüketim toplumuna rıza üretmenin örtüsüdür. Sistem onları zaman zaman öne çıkarır, zaman zaman bazı yaramazlıklarına da göz yumar. Bunun sebebi basittir: Yeni bir arayış içine giren toplumun ya da toplumun bir kesiminin uyutulması ya da tatmin edilmesi, onların tepkilerini örgütlü bir kuvvete dönüştürmeden sönmesini sağlamaktır. İşte bu tipte aydınlar ve eleştirmenler sistemin ihtiyaç duyduğu karşıt değerler için gereklidir.

Tekelleşen Eleştirinin Dokunulmazlığı

Sistemin karşıt değerlere de mecbur olduğunu belirmiştik. İşte tam da bu yüzden neoliberalizm eleştiriyi de kendi tekeline almak zorundadır. Elbette bu eleştiriler bizim anladığımız anlamda değildir. Yani düzeni değiştirmeye yönelik değildir. Ve birçok surette karşımıza çıkmaktadır. Bazen “amalı, fakatlı”; bazen “çok duyarlı” ve hatta bazen çok “vatansever”dir. Yerine göre akil bir üsluptadır yerine göre de “veryansın” eder. 

Üstelik bu eleştirmenlerin ve eleştirini dokunulmazlığı vardır. Çünkü bu rıza üretiminin karşıt değer bölümünde –bilerek ya da bilmeyerek- görev alanlar ya saygın kişilerdir, ya da geçmişte “mağdur” edilmişlerdir. Akildirler ve onların etrafında müritleri vardır. Onlar istedikleri gibi beğenmedikleri kişilere ve kurumlara oklarını fırlatabilir, kılıçlarını savurabilirler. Ancak kimse onlara dokunamaz, cevap hakkını kullanamaz. Kullanırsa “tarafsız bölgeden” aforoz edilir.  Hakikatleri konuşmak, fikirleri tartışmak işine gelmiyorsa konuyu kişiselleştirebilir ve dilinden düşürmediği nezaketin, centilmenliğin dışına çıkabilir.

Ama yine de kendi müritlerince savaşta yaralanmış asil birer şövalye olarak kalmaya devam edeceklerdir.

“Fikir Özgürlüğü” yalnızca onların dokunulmazlığı için vardır. Bu yalnızca politik düzlemde böyle değildir. Kültürel hayatımızda da durum benzerdir. Dokunulmaz “kültler” vardır. Mesela George Orwell’in Hayvan Çiftliği’ni ya da 1984’ünü eleştirmek ayıptır. Ya da Kürk Mantolu Madonna Sabahattin Ali’nin en kötü romanıdır diyen bir kişi o çevrelerden hemen aforoz edilebilir. Bu bir çeşit tarikatlaşma da yine tüketime toplumun ikna olması içindir. Bu çevreler için hakiki eleştirmenler vurulmalıdır.

Nazım Hikmet belki de Resimli Ay’da bu yüzden “Putları Yıkıyoruz” demişti.  Şimdi o putların yıkılacağı günlerin sancılı doğumunu yaşıyoruz.

Kaynakça:

  • İdeoloji, Terry Eagleton
  • Noam Chomsky, Rızanın İmalatı
  • Aydın Rantı, Hasan Yalçın