fbpx Ankara Havadis

Mesut Doğan: "BİZİM SABRIMIZ ONLARIN OYUNLARINI DA BOZACAK"

 

Ankara Havadis - Öncelikle sizi tanıyalım, geçmişinizden ve aldığınız görevlerden bize bilgi verebilir misiniz?

Mesut Doğan - 1972 yılı Tokat Niksar doğumluyum. Aslen Erbaalıyım. İlkokul, ortaokul ve lise tahsilimi Erbaa’da tamamladım. 1991 yılında Allah üniversiteyi kazanmamı nasip etti, Ankara’ya geldim. Gazi üniversitesi teknik eğitim fakültesi mezunuyum, ticaretle uğraşıyorum. Bunun yanında, özellikle lise döneminden itibaren, o dönemlerden beri isim değiştirmiş olsa da var olan Milli Gençlik vakfı altında, bazı sivil toplum örgütlerinde de bulundum, özel sektörde yöneticilik yaptım. Ama ağırlıkla kendi işimizin başında bulunduk. Evliyim, 4 çocuk babasıyım. İki kızım, iki de oğlum var. Siyasi olarak da Refah Partisi’nde, Fazilet Partisi’nde, Saadet Partisi’nde görev yaptım. Saadet Partisi’nde Erbakan hocamızla beraber, Genel İdare Kurulu Üyeliği görevinde bulundum. 2014 yılından itibaren de Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyorum. Şu anda Saadet Partisi Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısıyım ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayıyım.  

Ankara Havadis - Hâlihazırda sahada yürüttüğünüz seçim çalışmaları nasıl gidiyor? İzlenimleriniz neler? Propaganda açısından kendinizi nerelerde eksik görüyorsunuz?

Mesut Doğan - Öncelikle bu yerel seçimlere biz başladığımız zaman, sahaya indiğimizde benim bir konuda endişem vardı. Endişem şu idi: Özellikle başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, bazı siyasi parti yöneticilerinin çok sert bir üslubu vardı, insanlarımız da aşağıda bunlardan etkilenirse ufak tefek tatsızlıklar olur mu? Endişesi vardı. Ama sahaya indiğimizde gördük ki bir önceki seçimle kıyaslanamayacak kadar hem saygılı, hem soğukkanlı, hem dikkatliler. Artık belki de özlenen tablo yeniden oluştu. Bütün siyasi parti mensubu seçmenler kendisi gibi düşünmeyen veya kendisinin onlar gibi düşünmediği adayı bile dikkatle dinliyorlar, saygı gösteriyorlar. Bunun doğuracağı sonucun ben çok bereketli olacağına inanıyorum inşallah. Çünkü insanlarımız artık böylesine kamplaşmadan böylesine ötekileştirmeden böylesine kavgalardan usandılar, bıktılar. Gençlerimiz istiyor ki sorunlarımız konuşulsun, dertlerimiz konuşulsun. Esnafımız istiyor ki Ankara konuşulsun, bizim sorunlarımız konuşulsun. Bu yapılan kavga hiç kimseye fayda sağlamıyor. İnsanlarımız şunu gördüler: Türkiye’nin en büyük sorunu esasında var olan sorunlarımızın konuşulamama sorunu. İlk defa böylesine bir arzu, böylesine bir talep var. Tabii ki her dönemde olmuştur, bu dönemde de var, birileri bir oy fazla alacağım diye hiç çekinmeden, hiç Allah’tan korkmadan iftira atabiliyor; hakaret edebiliyor, tehdit edebiliyor, yalan konuşabiliyor. Ama biz Saadet Partisi’yiz. Saadet Partisi bu ülkenin köklü siyasi hareketidir. Biz 69’dan beri bu Türkiye siyasetinde varız. Ve en önemli özelliğimiz, 50 yıl boyunca siyasetimizi yürütürken 1 oy fazla alacağız diye hiç iftira atmadık, hiç yalan söylemedik, hiç tehdit etmedik, hiç kimseye hakaret etmedik. Onun semeresini de yavaş yavaş topluyoruz zaten.

"KOLTUKLARININ ÖMÜRLERİNİ BİR GÜN UZATABİLİRLER AMA HEM KENDİ GELECEKLERİNİ HEM DE ÜLKENİN GELECEĞİNİ KARARTIRLAR."

Bugün koltuğumun ömrünü bir gün daha fazla uzatacağım diye yalan söyleyenler, iftira atanlar belki de koltuklarının ömürlerini bir gün uzatabilirler ama hem kendi geleceklerini hem de ülkenin geleceğini karartırlar. Ve artık bu prim de yapmıyor. Dediğim gibi insanlarımız artık bu tür yaklaşımlara hoşgörü ile de bakmıyor, iyi gözle de bakmıyor ki olay yavaş yavaş başka bir boyuta geldi. Şimdi bir İçişleri Bakanı çıkıp da bu ülkede çok rahat yalan söyleyebiliyor, iftira atabiliyor. Ama millet de ona, İçişleri Bakanına, haddini bildirecek. Yetmedi, insanlarımız ona öyle bir ceza verecek ki bir daha insanlarımızın önüne çıkamasın. Ülkemiz zaten bu tip insanlara prim vermemeli. Hangi partiden olursa olsun, Saadet partili de olsa, sen beş yıl önce bugün terör örgütü ilan ettiğin bir yapının televizyonunda çıkacaksın, Cumhurbaşkanına hakaret edeceksin, sonra geleceksin hiçbir şey yokmuş gibi Cumhurbaşkanının tetikçiliğini yapacaksın. Bu kafadaki insanlardan bu ülke çok çekti. Ve bu seçim, bu tür insanların ciddi miktarda bölümünün tasfiye olduğu bir seçim olacak ben buna inanıyorum. Diğer boyuttan baktığımız zaman, özellikle Saadet Partisi açısından baktığımız zaman, insanların bize muhteşem bir teveccühü var. Neden? 50 yıl boyunca bizim yaptıklarımız belli. Biz hiçbir zaman insanlarımızı mahcup edecek, onların başını öne eğmesine neden olacak ne bir söz söylemişiz ne de bir adım atmışız. Ve bundan dolayı özellikle Refah Partisi dönemindeki merkezi iktidar zamanımızda olsun, yerel yönetimlerimizde olsun hep insanlarımızın gönlünü kazanan, hep insanlarımızın beklentilerine cevap veren icraatlarımız olmuş. Bunun insanlar tarafından tekrar hatırlanıyor olmasını çok önemli olarak görüyorum. Başka bir boyuttan baktığımızda özellikle gençlerimizde gördüğüm fotoğraf şudur:  Gençlerimiz bir arayış içerisinde. Bu arayış umuyorum ki hem gençlerimizin gelecekte refah içerisinde yaşayacağı bir ülkeye zemin oluşturacak hem de Ankara’nın, gençlerimizin lezzet alarak yaşayabilecekleri bir başkent olmasını sağlayacaktır. Biz de tabiri caizse attığımız adımlarla yaptığımız icraatlarla gençlere diyoruz ki ya da insanlarımıza diyoruz ki çok yorulmanıza gerek yok, aradığınız biziz.

 

DOĞAN: “TÜRKİYE’NİN BEKA SORUNU YOK AK PARTİ’NİN MHP’NİN BEKA SORUNU VAR”

Ankara Havadis -  Diğer soruların bir kısmına da cevap vermiş oldunuz. Cumhur ittifakı sözcülerinin 31 Mart Yerel Seçimlerinde dile getirdikleri beka sorunu yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce 31 Mart Yerel Seçimlerinde Millet İttifakı üstünlük sağlarsa Türkiye bir beka sorunuyla karşı karşıya kalır mı?

Mesut Doğan - Şimdi şunu söyleyeyim, bu soruya çok uzun da cevap verebilirim, çok kısa da cevap verebilirim. Türkiye’nin beka sorunu var sözüne, AK Partililer de MHP’liler de inanmıyor. Ama benim bildiğim kesin bir gerçek var: Türkiye’nin beka sorunu yok ama AK Parti’nin, MHP’nin beka sorunu var. Ve onlar kendi beka sorunlarını, ülkenin beka sorunu olarak seçmenin içine bir korku olarak yerleştirmeye çalışıyorlar fakat milletimizin böyle bir derdi yok. Bir cümle daha söylemek gerekirse, diyelim ki onların dediği doğru. 18 yıldır iktidardasın, o zaman bu sorunun müsebbibi de sensin, dolayısıyla görevi bırakman gerekir. Beceremedim demektir bu. Üç nokta atlanarak bir konu konuşuluyorsa orada bir sahtekârlık var demektir. Nedir bu? Dünü atlayarak bugünü konuşturuyorlarsa, sebebini atlatarak sonucunu konuşturuyorlarsa, kuklacıyı atlatarak sadece kuklayı konuşturuyorlarsa bilin ki burada bir sahtekârlık vardır. Şimdi biz dünü biliyoruz. Dünü bildiğimiz halde bugün hiçbir şey yokmuş gibi dünden arındırılmış bir vaziyette diyorlar ki beka sorunu var. Yani biz 2 yıllık bir iktidardan bahsetmiyoruz, 18 yıllık bir iktidardan bahsediyoruz. Ben asla kabul etmiyorum böyle bir düşünceyi ama var deniliyorsa bunun müsebbibi zaten kendileridir.

Ankara Havadis -  İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Saadet Partisi’ni PKK ile iş birliği yapmakla suçladığı bir konuşma oldu. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz?

Mesut Doğan - Saadet Partisi, biraz önce de ifade ettiğim gibi 50 yıllık bir siyasi hareketin temsilcisi. Saadet Partisi’nin ne olduğunu, ne yaptığını, ne yapabileceğini, ne yapmayacağını sadece Saadet Partililer değil, Saadet Partili olmayanlar da bilir. Bir kişi Saadet Partisi PKK ile işbirliği yaptı, yapıyor diyor ise o aslında ben hastayım demek istiyordur. Biz de deriz ki Allah sana şifa versin, Allah sana akıl fikir versin. Ve Allah sana söylediğin o sözün karşılığını 10 gün sonra verecek deriz. Onun ötesini konuşmaya gerek bile duymuyorum derim ben.

 “BİZİM SABRIMIZ ONLARIN OYUNUNU DA BOZACAK”

Ankara Havadis - Saadet Partisi son yıllarda uyguladığı propaganda ve iletişim teknikleriyle son derece dikkat çekiyor. En son sinemalarda gösterilen reklam filmleri gündem olmuştu. Bildiğimiz kadarıyla sonrasında gösterimleri engellendi. Siz seçimlerin adil ve eşit şartlarda gerçekleştirildiğini düşünüyor musunuz?

Mesut Doğan - Türkiye’de seçimlerin adil ve eşit bir ortamda gerçekleştiğini biz söylesek Ak Partililer kabul etmez. Herkes biliyor ki öyle bir şey yok. Ama biz 50 yıldır bu tür baskı ve adaletsizliklere zaten aşinayız, alışığız. Hiçbir zaman da hakem onları tutuyor bahanesi altına sığınmadık. Hiçbir zaman mızmızlık da yapmadık. O şartlarda elimizden gelen neyse onun gereğini yerine getirerek çalışmalarımızı sürdürdük. Sizin de ifade ettiğiniz gibi, insanlarımızın yüreğine dokunacak, insanlarımızın dikkatini çekecek, mesajımızı en damıtılmış şekilde onların almasını temin edecek çalışmalar yürüttük. Gençlerimiz bu konuda çok mahirler, başarılılar. Özellikle sosyal medya üzerinden, biz insanımıza ne demek istediğimizi ulaştırabilme şansına hep sahip olduk. Mesela yine gençlerimiz, bu seçimin sembolü halindeki cepsiz ceketler meselesini taşıdılar. Cepsiz ceketliler işbaşına denildi. Ve cepsiz ceketlilerle vermiş olduğumuz mesaj Türkiye’de herkes tarafından doğru anlaşıldı, doğru okundu. Bunun yanında şunu söyleyeyim şimdi, işte sokağa çıkın, sokağa çıktığımız zaman gördüğümüz fotoğraf ne? Bütün direklerde iktidar partisi var, bütün binalarda iktidar partisi var, bütün inşaatlarda iktidar partisi var. Yani kendilerinin tanıtımını yapacak olan çalışmayı bir tek asfalta yapmadılar. Ama görmedikleri bir şey var, insanlarımız bundan gerçekten rahatsızlar. Bunu görüyorlar. Hele de insanların yarına dair endişelerinin arttığı, ekonomik sıkıntı yaşadığı bir dönemde bu kadar büyük bir israfın ne anlama geldiğini insanlarımız iyi okuyorlar. Hâlbuki Cumhurbaşkanımız ne demişti? Demişti ki biz bu seçimde çevre kirliliğine müsaade etmeyeceğiz. Pankart, bayraklama, afişleme dönemi sona erecek. Ee ne oldu? Her tarafta pankart. Ve şunu da yapabiliyorlar yani, siyasi nezaket de çok zayıf, benim pankartımın veya partimin pankartının olduğu bir yerin üstüne çok rahat bir şey asabiliyorlar. Ama bizim bildiğimiz bir şey var, bizim sabrımız onların oyununu da bozacak, zulmünü de yenecek inşallah.

Ankara Havadis - Yerel yönetim bağlamında, bugün sizce Ankara’nın en acil sorunu nedir? Seçildiğiniz takdirde ilk icraatlarınız neler olacak?

Mesut Doğan - Ankara’da özellikle biz seçim çalışmalarına başlarken, gerçekten hiçbir partinin yapmadığı profesyonel bir çalışma yürüttük. Malumunuz, Türkiye’de 1389 noktada seçim yürüyor. 1389 noktada anket çalışması yürüttük. Yaptırdığımız anket çalışmasında Saadet Partisi olarak adım atmadık. Bir sosyal sorumluluk çerçevesinde icra ettik bunu. İnsanlara 10-15 tane soru sorduk. Mesela dedik ki yaşadığınız beldede, ilçede, şehirde, büyükşehirde belediye başkanından memnun musunuz? Belediyenin yapmış olduğu hizmetten memnun musunuz? En önemlisi aktif katılımcı olmalarını sağlamak için, evet hayır’dan öteye geçmesi için, “Siz belediye başka olsaydınız ne yapmak isterdiniz?” dedik. Ve onlar da fikirlerini, düşüncelerini yazdılar. Biz 115000 insanın katılımıyla 1389 tane dosya oluşturduk. Oluşturmuş olduğumuz bu dosyaları 10-20 kişiden oluşan akademisyen ekibimiz rapor haline getirdi. Bütün belediye başkan adaylarımızı il il Ankara’ya davet ettik. Dedik ki bakın, sizin seçim bölgenizde yaptığımız çalışmalarda insanların beklentisi budur. Sorun olarak gördükleri şeyler bunlar. O çerçevede bir yol haritası belirledik. Ankara’dan 25 ilçemizden, büyükşehirle ilgili tespit, ifade ve düşünce ortaya koyan 8024 insanımız katıldı. 8024 insanımızın katılımıyla biz, oluşturulmuş olan raporu bu konuda uzman yerel yönetici kardeşlerimizle değerlendirdik.

Daha sonra Mansur Bey’in projelerini inceledik. Daha sonra Mehmet Bey’in projelerini inceledik ve önümüze bir yol haritası koyduk. Şimdi bunu bir kenara koyuyorum. 20 yıl önce bu çalışmayı yapmış olsaydık herhalde yüzlerce farklı tespitler, yüzlerce farklı sorunlar dile getirilirdi.

"BELEDİYELERİN YÖNETİM ANLAYIŞINDAN HERKES RAHATSIZ."

Ama gördüğümüz şudur: Bu yapmış olduğumuz çalışmada, insanların birinci sorun olarak gördükleri şey yerel yönetimle ilgili değil. Birinci sorun geçim sıkıntısı, birinci sorun işsizlik, birinci sorun yarına dair endişeler. Yerel yönetimlerle ilgili yine her yerde birinci sorun şudur:  Yani bu genelin altında ikinci ama genel olarak birinci sorun olarak gördükleri şu: Belediyelerin yönetim anlayışından herkes rahatsız. Ondan dolayı biz yapmış olduğumuz çalışmayı ‘Ankara vizyon’ olarak ortaya koyduk ve Ankara ile ilgili düşüncelerimizi üç tane başlık altında toparladık:

1) Uyacağımız ilkeler

2) Ankara ile ilgili hayalimiz, hedefimiz, amacımız

3) Bu hedefimizi nasıl gerçekleştireceğimize dair projelerimiz. Yani yapacaklarımız.

İlkelerimiz, hedefimiz ve yapacaklarımız. Bunu niye söylüyorum, biz şuna inanıyoruz, bir işi kimin yapacağı önemlidir ama ondan daha önemli olan bir şey vardır o da bu işin nasıl yapılacağıdır. Usul esastan önce gelir. Neden usul esastan önce gelir? Usul yöntem, önceden belli olandır. Ankara'da esasında ne yapılması gerektiğine dair farklı düşünceler var ama az çok belli Ankara'da ne yapılması gerektiği. Burada ki sorun nasıl yapılacağı. Şimdi sizin bir sorununuz var, belediyeye başvurdunuz. Dediniz ki, mahallemizde şöyle bir sorun var. Bu sorunun çözülmesini istiyoruz. Belediye geldi o sorununuzu çözdü. Bu, belediyeye teşekkür etmek için yeterli bir neden değildir. Neden? Ya bu sorununuzu çözdü ama 10 liraya çözülecek sorunu 100 liraya çözdüyse bir anlam ifade etmez. Ya da benim bir beklentim vardı, mahallemin bir beklentisi vardı, şehir insanımızın bir beklentisi vardı, geldi bu beklentime cevap verdi ama bunu yaparken tarihe zarar verdi. Bir anlam ifade etmez. Ya da benim değerlerime zarar verdi, bir anlam ifade etmez. Ondan dolayı biz dedik ki, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandığımız zaman inşallah bu 9 tane ilkeye sadık kalacağız.

9 tane ilkemiz ne?

Birinci ilkemiz: Biz belediyeyi yönetirken adil ve merhametli olacağız. Adaletin olmadığı yerde mutlaka zulüm vardır. Adil olmak mecburiyetindeyiz. Bu şehirde yaşayan herkesin bu şehrin tüm nimetlerinde ortaklığı vardır. Biz zaten milli görüş olarak, Saadet Partisi olarak şöyle bakıyoruz. Evrene, dünyaya şöyle bakıyoruz: Bir insan bu dünyada yaşıyor ise bu dünyanın bir parçasıdır, bu dünyanın bir ortağıdır, bu dünyada var olan bütün nimetlerde hakkı vardır. Devletlerin vazifesi o insanlara adil olarak düşen payı vermesidir. Özgürlük anlamında, ekonomi anlamında, her anlamda. Biz adil olmak mecburiyetindeyiz. Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır ama sadece bir yerde adaletin olması yeterli değil. Neden? Adalet, düzeni tesis eder, ama muhabbet için aramızdaki sevginin daha yoğun olması için merhamete de ihtiyaç var. Merhametsiz bir yönetim, o ülkede, o şehirde asla ve asla huzuru tesis edemez. Ondan dolayı birinci uyacağımız, ifade ettiğimiz ilke adaletli ve merhametli olacağız.

İkinci ilkemiz: Biz yönetimimizde mutlaka ama mutlaka hesap verebilir ve şeffaf olacağız. Ne demek bu? İsterseniz sivil toplum örgütü olun, isterseniz küçük bir sendika olun ya da dernek olun ya da işte siz bir araya gelmişsiniz, 8 kişi bir araya gelmişsiniz bu çalışmayı yürütürken zerre miktarı bir şüphe oluşursa orada artık iş gitmez. Bir dernek, bir kurum, bir birliktelikle ilgili şüphe oluştuğu anda çalışmayı devam ettiremezsiniz. O şüpheyi oluşturmanın önündeki en büyük tedbir şeffaf ve hesap verebilir olmaktır. Belediyeler de hesap verecekler. Devletler, iktidarlar da hesap verecekler ki anlamlı olacak.

Üçüncü ilkemiz: Planlı ve programlı olacağız. Bugün faydalı gibi gözükse de plansız atılan bir adım, yarın planlı atacağınız bir adımın önündeki en büyük engel ve en büyük israftır. Günübirlik adım atmayacağız. Bunun yanında bir şey daha söyleyeyim, slogan gibi. Planlı bir şehir, o şehirde yaşayan insanlara hizmet eder. Plansız bir şehir ise, o şehirde yaşayan insanlara zulüm eder. Ama trafik yoğunluğu ile zulüm eder ama kirli hava ile zulüm eder ama içilmeyen su ile zulüm eder. Şu an Ankara'mızda ne plan var ne düzen var. Bakın 1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk şehri uzun vadeli düzenli götürebilmek için şehri planlamak hususunda bir yarışma açtı. Üç kişi katıldı, Jansen kazandı. Bir plan çizdi, ama o çizmiş olduğu planı bile uygulayamadı. Neden? Daha sonrasında da 7-8 defa Ankara ile ilgili planlama çalışması yapıldı. Uygulanması önünde hep iki tane sorun yaşamışlar. Birinci sorun, şehrin nüfusunu tutturamamışlar. Demişler ki 600 bin olur, 1 milyon olmuş. 1 milyon olarak düşünmüşler, 3 milyon olmuş. Ama ikincisi çok acıdır ki ranttan dolayı baskıya dayanamamışlar.

"BU ANKARA'NIN KALBİNE SOKULMUŞ ÇOK BÜYÜK BİR HANÇERDİR."

Şimdi, Merkez Ankara projesi var biliyorsunuz,bakın bu Ankara'nın kalbine sokulmuş çok büyük bir hançerdir. Allahtan korkmak lazım. Sen şimdi burada rantı kenara koydun, orada konuşulan kokuşmuşluğu, oradaki pis kokuyu kenara koydum. Ya şimdi sen de hiç mi akıl yok? Orada yol aynı yol ama nüfus 10 kat artacak. Ondan sonra da diyorsun ki, trafik yoğunluğu oluştu. Bunu sen yapıyorsun. Doğru bir planlama varsa şehirde trafik yoğunluğu olmaz. Bu anlamda biz planlı ve programlı çalışacağız. Planlı ve programlı çalışmayan bir belediyenin başarılı olması mümkün değil.

Dördüncü ilkemiz: Asla partizanlık ve ayrımcılık yapmayacağız. Eskiden sembolik olarak ne yapılırdı? Belediye Başkanlığı seçildikten sonra rozeti çıkarırdı. Derdi ki ben artık bütün şehrin belediye başkanıyım. Bakın 94 yılında İstanbul’da Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da Melih Gökçek, Sivas'ta Temel Bey, Kayseri'de Şükrü Kartepe bundan dolayı başkan oldu. Onlar o gün belediye seçimlerinde biz belediye başkanı olursak çöpünüzü toplayacağız, alt geçit yapacağız, üst geçit yapacağız demediler. Bu ilkelere sadık kalacağız dediler. Sadık kalacaklarını söyledikleri en önemli ilke partizanlık yapmayacağız dediler. İstanbul'da Tayyip Bey, Ankara'da Melih Bey, Sivas'ta Temel Bey seçim sonrasında en az oy aldığı mahallelerden başladılar hizmet etmeye. Bize oy vermediğiniz için hizmet edilmiyor denmesin diye. Bundan dolayı, asla ve asla partizanlık yapmayacağız.

Beşinci ilkemiz: İşi ehline vereceğiz. İşi ehline verirsen az adam az parayla çok iş yaparsın. İşi yandaşına verirsen çok adam çok parayla az iş yaparsın ve bundan daha büyük müsriflik olmaz.

Altıncı ilkemiz: Kapımız herkese açık olacak. Kapalı kapılar ardında iş çevirmeyeceğiz. Zengin iş adamlarını belediye kapısı önünde önümüzü ilikleyerek karşılayıp eli nasırlı insanlara sırtımızı dönmeyeceğiz. Kapımız herkese açık olacak çünkü belediye bu şehirde yaşayan 5,5 milyon insanın temsil edildiği makamdır.

Yedinci ilkemiz: Hizmeti eşit dağıtacağız. Ankara sadece Çankaya mı yani? Ankara dediğin zaman Ankara'yı niye sadece Çankaya akla geliyor? Ya Polatlı, Evren, Kalecik… 25 tane ilçemiz var bizim. Ve en önemlisini söyleyeyim. Ankaralıların çoğu bile Ankara'nın değerini bilmiyor. Ankara bakın, Ankara aynı zamanda başkent olmanın yanında aynı zamanda tarihtir. Ankara aynı zamanda üniversite şehridir. Ankara aynı zamanda tarım ambarıdır. Ankara sanayi şehridir. Ankara'yı bir bütün olarak düşündüğünüzde Ankara Büyükşehir Belediyesi bütün hizmetleri eşit dağıtacak.Ankara sadece Çankaya'nın parlatıldığı bir şehir olmaktan çıkartılmalı. 25 tane ilçesi var. Hizmet eşit dağıtılacak.

Sekizinci ilkemiz: Zorlaştırmayacağız kolaylaştıracağız. Ama sadece kendi parti mensuplarımız için değil, herkes için kolaylaştıracağız

 Dokuzuncu ilkemiz: Asla ve asla israfa, rüşvete, yolsuzluğa geçit vermeyeceğiz. Allahtan korkmak lazım. Biraz önce size ifade etmiş olduğumuz bu 8 bin insanın katıldığı ankette orada sorduğumuz sorulardan biri şuydu: Yaşadığınız beldede, ilçede, ilde, belediyede israf ve yolsuzluk olduğuna inanıyor musunuz? %65 i evet inanıyoruz dedi. Ankara daha yüksek. Ankara'yı açıklamaya korkuyorum. Böyle bir ülkede bereket olmaz. Böyle işsizlik çözülmez. Böyle bir ülkede haksızlığı durdurmak mümkün olmaz. Belediye başkanları belediyenin kasasına girecek paraya sahip değildir. Onun bekçisidirler. Orada, Ankara'da yaşayan herkesin hakkı olduğunun şuuru ile hareket edeceğiz. Etmezsen ne olur? İşte başkent, beraber sokağa çıkalım. Sağa tarafa dönüyoruz, ikiz kuleler, rezidanslar. Sol tarafa dönüyoruz, gecekondular. Önümüze bakıyoruz lüks araçlarda zengin insanlar. Arkaya dönüyoruz sokağımızda dilencilik yapan, ekmek toplayan kadınlar ve çocuklar. Böyle bir şehir olur mu? Allahtan korkmak lazım. Biz, bir kuruşu birisine peşkeş çekme veya başkasına yedirme hakkına sahip değiliz. Allahtan korkmak gerekir. Bu ilkelerle belediyeyi yöneteceğiz. Bu soru uzun, cevabı da uzun. Bizim Ankara ile ilgili bu ilkelerle birlikte beş hedefimiz var. Birinci hedefimizi söylüyorum: Herkesin kendini güvende ama 24 saat güvende hissettiği bir Ankara inşa etmek istiyoruz. Parklarımız güvenli olsun, okullarımızın önü güvenli olsun. Sokaklarımız güvenli olsun. Ankara'da saat 5’te hiç bir okulun önüne gittiniz mi? Bir okulun önüne gidin, test etmek için. Okulun önüne gidin çocuk sayısı kadar anne baba var. Niye? Siz belki görmemişsinizdir de, biz ihtiyarız. 40 yaşın üzerindeki ağabeylerinize sorun. Siz ilkokulda, ortaokulda okurken anne babalarınız sizi okuldan almaya geliyor muydu? Benim annem babam okulun nerede olduğunu bilmezdi. Niye? Sokaklarımızda güven vardı. Korku yoktu ki. Ama bugün herkes endişeli, anneler 50 metre ötedeki okula çocuklarını tek başına göndermeye korkuyorlar. Birinci hedefimiz herkesin kendisini 24 saat güvende hissettiği bir başkent inşa etmek. İkincisi ise: Günlük hayatın ucuz, insan hayatının değerli olduğu bir Ankara inşa etmek.

"İNSANIN HİÇBİR DEĞERİ YOK AMA HER ŞEY PAHALI"

Tam tersi, insanın hiçbir değeri yok ama her şey pahalı. Bu belediyenin asli vazifesi değildir ama Ankara'nın 2019 tahmini bütçesi son 5 yılın girdi çıktılarına da baktım. Ankara'da biz her şeyi çözeriz Allahın izniyle.

Dördüncü hedefimiz ise herkesin yaşadığı ilçede tüm hizmetleri alabileceği bir başkent inşa etmek. Adam A hizmetini alabilmek için, B sorununu çözebilmek için Çankaya’ya, Yenimahalle’ye geliyor. Böyle bir anlayış olmaz. Beşinci hedefimiz ise her vatandaşımızın, her türlü karar alma sürecine dâhil olduğu, katılımcı bir yönetim anlayışının olduğu bir başkent inşa etmek. Kardeşim, bu mahallede ben yaşıyorum. Bu ilçede ben yaşıyorum. Benim hayatımı direkt etkileyecek bir adım atıyorsun ve bana fikrimi sormuyorsun. Böyle olmaz. Belediyeyle alakalı değil ama çok sık konuşulduğu için söylüyorum. Ben bu evde yaşıyorum, sen bana sormadan 50 metre öteme verici koyuyorsun, benim sağlığımı tehlikeye atıyorsun. Buna hakkın yok ki. Böyle bir anlayış olmaz.

Mesut Doğan, Saadet Partisi, Ankara Havadis

Bu beş tane hedefimizi de gerçekleştirmek için yapacaklarımızı beş başlık altında topladık.

 Birinci başlığımız: Planlı Kentleşme.

 İkinci başlığımız: Modern ve Ucuz ulaşım.

Üçüncü başlığımız: Yerelden Kalkınma.

Dördüncü başlığımız: İnsan Dostu Başkent.

Beşinci başlığımız ise “Sağlıklı ve Güvenli Ankara.”

Planlı kentleşme ile ilgili çok kısa bir şey söyleyeyim. Ankara’yı tek merkez olmaktan çıkartmak mecburiyetindeyiz. Ankara’nın 25 ilçesini masaya yatırıp, hepsini bir bütün olarak ele alarak hareket etmeliyiz. Mesela ben Mansur Bey ve Mehmet Bey’in projelerini incelediğimde, faydalı olarak gördüğüm projeleri olmakla beraber, rahatsız olduğum bir nokta var. Bütün sorunlara, sorunlar penceresinden bakmışlar. Bizim hâlbuki sebepler penceresinden bakmamız gerekiyor. Sebepler penceresinden bakarsan, sorunları daha uzun vadeli ortadan kaldırabilirsin. Bunu niye söylüyorum? Senin şehrin trafik sorununu çözmen gerekiyorsa bunun sebeplerini ortadan kaldırman lazım. Ankara’nın en büyük sorunu ne? Tek merkezli bir şehir olması. Ankara’yı sadece Kızılay ve Ulus merkezli olmaktan çıkartmak lazım. A ilçesinden B ilçesine gitmek isteyen bir insan Kızılay’a gitmek zorunda. Metro buna göre inşa edilmiş, hafif raylı sistem buna göre inşa edilmiş, dolmuş sisteminde buna göre güzergâh oluşturulmuş. Böyle bir şey olmaz. Bizim mutlaka Ankara ile ilgili 5,10,20,30 yıllık bir plan yapmamız gerekiyor. İkinci başlığımız “Modern ve Ucuz Ulaşım”. En ağırlıkta dolmuşlarımız, minibüslerimiz ve otobüslerimiz var ama uzun vadeli hem ekolojik olan, hem ekonomik olan hafif raylı sistem ve metro sistemidir.

Ben şimdi bir çalışma çıkarttırdım, arkadaşlara dedim ki Ankara’nın şu anki hatlarının güzergâhlarını çizin. Çizdiler, eksiklik ne? Dediler ki başkanım şu şu eksiklik var. Peki, Mansur Bey ne teklif ediyor? Onu da çizin, dedim eksiklik var mı? Var. Bunun yanına Mehmet Bey’inkini çizin dedim, eksiklik var mı? Var. Peki, nasıl olması lazım? Ankara’nın özellikle bu coğrafi ve toprak yapısı da göz önüne alınarak biz de bir teklifte bulunduk. Bizim teklifimizle onların teklifi arasındaki temel fark şu: Onlarda hâlihazırda var olan güzergâhlara eklemeler var. Ama hepsinde yine insanlar Kızılay’da toplanıyor. Bütün dağıtım Kızılay’da yapılıyor. Bizimkinde ise insanların şehir merkezinde yoğunlaşmaması için ringler atıyoruz. O ringleri atayarak bu yoğunlaşmayı dağıtıyoruz ve insanların da ulaşımını biraz daha kısa mesafeye getirebiliyoruz. O anlamda gerçekten güzel bir çalışma ortaya koyduk. Ankara Vizyon Programı çerçevesinde de paylaştık.

"HERKESİN EKMEK KAZANMA HAKKI VAR, ÇALIŞMA HAKKI VAR"

 İkincisi, çok şey söylenebilir ama mesela okuma hakkından bahsediliyor, iş hakkından bahsediliyor. Bunu herkes söylüyor. Herkesin ekmek kazanma hakkı var, çalışma hakkı var. Eyvallah. Herkesin okuma hakkı var, evet bu da doğru. Biz, diyoruz ki tamam çalışma hakkı var ama işe ulaşma hakkı ve okula ulaşma hakkı da var. Bundan dolayı biz üniversitelilerimizin özellikle okula ulaşım noktasındaki ekonomik sorunlarının mutlaka çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Asgari ücretle evine ekmek götürmeye çalışan insanların ve ulaşım hususundaki sırtlara binen yükün hafifletilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda da çok ciddi fikirlerimiz, düşüncelerimiz var, paylaştık zaten.

 Üçüncüsü, yerelden kalkınma dedik; bir ülke için, bir şehir için en değerli insan üretim yapan insandır. Biz, evlerde her biri imalathaneye çevrilebilecek ortamlar oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Bir ev hanımının bile, ev ekonomisine katkıda bulunmasının önünü açacak adımlar atacağız. Köyde yaşayan insanların üretime katkı sağlamasını temin edeceğiz. Sanayicimize, çiftçimize mutlaka destek vereceğiz. Bu konuda büyükşehir olarak bazen üretici ile satıcı arasında köprü olacak, bazı durumlarda doğrudan alıcı olacağız. Yani bir kızımız veya bir gencimiz veya bir ev hanımı bir ürün ortaya koymuş, onu satıp satmamakla uğraşmamalı. Büyükşehir doğrudan almalı, garantili almalı hem de. Onu üretime teşvik etmeli ve satış işini büyükşehir düşünmeli. Mesela, el emeği göz nuru diye bazı ürünlerin satışı konusunda büyükşehir aracılık yaptı. Bu güzel ama yeterli değil. Benim evimdeki annem, bacım ürettiği bir ürünün satılıp satılmayacağı ile uğraşmamalı yani. Bundan dolayı Ankara’da köyde yaşayanların, üniversitede okuyanların, ev hanımlarının üretime katkı sağlamasının önünü açacak adımları atacağız.

"İNSAN DOSTU BAŞKENT"

Dördüncü başlık dedik ki insan dostu başkent. Bundan kastettiğimiz şey, her fikre yönelik, her kesime yönelik, her yaş grubuna yönelik kültürel, sportif faaliyete alan açmak. Bu kadar özetleyebilirim çünkü çok şey var. Mesela benim memnun olduğum hadiselerden birisi şu: Lisede ve üniversitede okuyan gençlerin, bizim yaptığımız çalışmalarda en çok talep ettikleri husus etüt merkezleri ve kütüphaneler. Çocuklarımız evlerinde ders çalışamıyor ve bu konuda ciddi talepleri var. Ben baktım, bu konuda Mehmet Bey’in ve Mansur Bey’in de projeleri var. Ben çok memnun oldum. Biz de bu konuda inşallah bütün gençlerimizi hem kendini güvende hissettiği, hem de sessiz bir ortamda ders çalışabilecekleri, ilçe merkezlerinde, güzel kütüphaneler yapmayı düşünüyoruz. Yeter mi? Yetmez. Önce, ulaşımı en kolay olan merkezde, 24 saat açık kütüphane çalışması başlatacağız. Bu kütüphanelerde çaydır, çorbadır; gençlerimizin her şeyi temin edebilecekleri bir ortam oluşturacağız. 24 saat açık kütüphaneye ilgi artarsa, daha sonra ilginin arttığı bölgelere uygun olarak sayısını ikiye, üçe, dörde çıkartmayı planlıyoruz. Ama sadece etüt merkezi kıvamında bir kütüphane değil, aynı zamanda araştırmaların yapılacağı bir ortam inşallah oluşturacağız. Yine bunun yanında, bu kütüphanelerde mesela, biz niye dışarıdan insan çalıştıralım ki?

Buralarda yarı zamanlı olarak üniversite öğrencilerini çalıştıralım ki ev ekonomisine katkıda bulunsunlar. Anne ve babalarına yük olmasınlar. Burada kültür derneklerini, sivil toplum örgütlerini aşırı derecede önemsiyoruz. Çünkü bizi ayakta tutacak olan kültürümüzdür, örfümüzdür, geleneğimizdir.

 En son olarak da dedik sağlıklı ve güvenli Ankara; yani güven ile alakalı söyledim, sokağımız, parklarımız, okullarımız güvenli olsun ama yediklerimiz, içtiklerimiz sağlıklı olsun

Ankara Havadis -  Yerel yönetimler ve meslek odaları arasında bir eşgüdüm sorunu var. Siz bu sorunu nasıl çözmeyi planlıyorsunuz? Örneğin TMMOB. Bunun Ankara ile ilgili çok çalışması var. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Mesut Doğan - Şimdi, bir şehirde sivil toplum örgütlerin her türlüsü ama sendika, ama oda, ama hemşeri dernekleri, bunların hepsi belediye ve iktidarın işini kolaylaştıran kuruluşlardır. Bu kuruluşlara sahip çıkmak lazım. Eşgüdüm içinde olabilmek için onların yönetimde söz sahibi olmalarını temin etmek lazım. Onlarla ilişkiyi sıkı tutmak lazım. Onlar, bu şehrin dengeli ve planlı bir şehir olmasına katkı sağlayacak unsurlar.

"KEŞKE RAKİBİM MEHMET BEY DEĞİL DE MUSTAFA TUNA OLSAYDI.”


Ankara Havadis -  Sayın Mustafa Tuna görevi aldığı dönemde otoparkların 1 TL olması ve otobüslerin 24 saat olması gibi Ankaralıların memnun kaldığı uygulamalar gerçekleştirildi. Siz seçildiğiniz takdirde bu uygulamalar devam edecek mi?

Mesut Doğan - Ben Mustafa Bey’in ilk basın toplantısında şöyle bir ifade kullandım. Dedim ki; bunu siyasi parti mensupları pek söylemez ama ben söyleyeyim:“ Keşke rakibim Mehmet Bey değil de Mustafa Tuna olsaydı.” Neden? Mustafa Tuna’yı ben tanımıyorum. Bir kere el sıkışmışlığımız yok. Ses tonunu bile bilmiyorum. Ama gördüğüm bir şey var, katıldıklarım var, katılmadıklarım var. Bizim az konuşan ama çok iş yapan adamlara ihtiyacımız var.  Mütevazı adamlara ihtiyacımız var.
Belediyelerde en büyük sıkıntılardan biri nedir, biliyor musunuz? 10 liralık iş yapıyorlar, 10 liralık yaptıkları işi herkes duysun diye 50 liralık masraf ediyorlar. Reklam yapıyorlar. Hâlbuki bizim insanımız feraset sahibi, ne yaptığını görüyor. Bu konuda esasında sizin söylediğiniz Mustafa Bey’in attığı adımları çok anlamlı görüyorum. Ama hepsi uygulanamadı maalesef, üzülerek söylüyorum. Onun çok daha ötesinde adımlarımız var. Ondan dolayı söyledim ya, günlük hayatı ucuz, insan hayatının değerli olduğu bir Ankara inşa edeceğiz. Su konusunda atılması gereken adımlar var. Otopark konusunda atılması gereken adımlar var. Ulaşım konusunda atılması gereken adımlar var. İndirim hayatı ucuzlatmak için bir adımdır ama esası gelirleri de arttırmaktır. Biz insanımızın cebine girecek parayı da arttırmak durumundayız, çıkan parayı da azaltmak durumundayız. Bunu yapacağız.


"KEŞKE BİR TV PROGRAMINA ÇIKSAK,  BİR TARAFTA MEHMET BEY OLSA, BİR TARAFTA MANSUR BEY OLSA, BİR TARAFTA BEN OLSAM."

Ankara Havadis -  Ankara’da Türkiye’nin dört bir yanından gelen üniversite öğrencileri var. Bu üniversite öğrencilerine dair projeniz nelerdir?

Mesut Doğan - Biz insan dostu Ankara derken bunu ifade ettik. Keşke şöyle bir ortam olsaydı. Üniversitelerimiz neden yapmıyor bunu anlamıyorum. Bizim zamanımızda vardı. İki şeyi çok murat ettim ben. Keşke bir TV programına çıksak işte bir tarafta Mehmet Bey olsa, bir tarafta Mansur Bey olsa, bir tarafta ben olsam. Ankara ile ilgili düşüncelerimizi, fikirlerimizi, projelerimizi orada tartışsak.
Ankaralı kardeşlerimiz de oturdukları yerden bizi izleseler ona göre oylarını kullansalar. İkincisi ise, ben beklerdim ki Ankara’da böyle Ankara Üniversitesi gibi, Gazi Üniversitesi gibi veya özel üniversitelerden birisi bütün adayları aynı anda çağırsa 100 tane üniversite genci de üçümüzü bir arada görüp “bizim için ne yapacaksınız?” diye sorsa. Adayları bir hesaba çekse, beklentilerini ifade etse. Böyle bir ortam olsa fikirlerimizi konuşsaydık. Benim özellikle diğer adaylara göre avantajım şu: Üniversiteyi Ankara’da okudum. Diğerleri üniversiteyi burada okumadılar. O dönemle bu dönemi kıyaslayabiliyorum. Üniversiteli gençlerin önündeki engelleri sıkıntıları da görebiliyorum. Bu konuda bizim yapmış olduğumuz çalışmalar var. Bu çalışmaların merkezinde iki şey var; birincisi üniversiteli gençlerimizin özellikle okurken ekonomik olarak yaşamış oldukları sorunları hangi noktalarda azaltabiliriz sorusuyla bir çalışma ortaya koyduk. İkincisi daha kaliteli eğitim ortamı oluşturabilmek için ne yapabiliriz? Bunun sadece küçük bir nüshasını söyledim. İşte 24 saat açık kütüphane, bunun dışında da bizim bazı çalışmalarımız var. Bu çalışmaların merkezinde üniversiteyi kazanmış bir gencimizin maddi anlamda gözü arkada kalmayacak.

Ankara Havadis -  Kâğıt fiyatlarının çok artması ile birlikte birçok yerel gazeteler iflas etti. Ankara özelinde haber üreten yerel basın ile ilgili projeleriniz var mı?

Mesut Doğan - Size şunu söyleyeyim, olaya tersinden bakmak lazım. Ben sizin sorduğunuz sorunun anlamını biliyorum da başka bir şey söyleyeyim. Kâğıt fiyatları arttığı için bazı gazeteler iflas etmedi. İnsanların gelir seviyesi düşük ve gazete alamadıkları için, gazeteler de gazeteciliğin hakkını alamadıkları için iflas ediyorlar. Olay iki taraflı. Bizim zaten konuşmamız gereken husus şudur: Ya potansiyel olarak Türkiye’nin %1’i etmeyeceği Hollanda’dan, Avusturya’dan, Belçika’dan, İngiltere’den gençler ya da aileler gelip benim ülkemde işsizlik maaşıyla tatil yapıyorlar. Benim ülkemdeki insanım ise 18 saat, 20 saat çalıştığı halde bırak Amerika’ya gitmeyi, bırak İngiltere’ye gitmeyi, bayramda kendi memleketine gidemiyor.  Almanya Türkiye’nin %1’i etmez. Bunu altını çizerek söylüyorum. İki mevsimleri var bizim dört mevsimimiz var. Gençleri yok bizim gençlerimiz var; tarihleri yok bizim tarihimiz var ve onların yeraltı kaynağı 3 ise bizim 30 yeraltı kaynağımız var. Burada soru başka. Türkiye’de hayat pahalı ama bunu tersine okumalı. Türkiye’de pahalı değil. Türkiye’de işsizlikten dolayı iş, emek ucuz. Ben hakkımı alamıyorum yani tütün eken ektiği tütünün hakkını alamıyor, üniversite bitiriyorum iş bulamıyorum, gazetecilik yapıyorum hakkımı alamıyorum. Hakkını alamadığın zaman dünyada her şey pahalıdır. Bir insanın geliri yok ise gazete de pahalı elma da pahalı sebze de pahalı ekmek de pahalı. Yani bu ekmek cebinde bir kuruş olmayan biri için 10 lira da olsa fark etmez 1 lira da olsa fark etmez Bu şuna benziyor. Etimiz var, domatesimiz var, lavaşımız var, biberimiz var ama bir türlü kebap yapamıyoruz. Burada bir yanlışlık var, burada bir sıkıntı var. Bu eksikliği, sıkıntıyı görmek durumundayız. Görürsek hep beraber iyi yaşarız, görmezsek hep beraber öyle sıkıntı içerisinde yaşarız.

"KENDİ TABANLARINI BİLE TATMİN EDEMEDİLER"

Son olarak Ankara’daki bir psikolojiye ortak olmak için şunu söyleyeceğim:

1 aydır çalışıyoruz. Mehmet Bey ile Mansur Bey çok erkenden araziye indiler. Benim gördüğüm şu var: İkisi de iyi niyetli olsalar da kendi tabanlarını bile tatmin edemediler. Ankara şu anda, üzülerek söylüyorum, birileri tarafından bir horoz dövüşüne kurban edilmek isteniyor ve seçmenler dayatılan iki adaydan bir tanesine mecbur bırakılmaya çalışılıyor. Ankaralılara diyorlar ki “ yazı mı tura mı?”. Ben de diyorum ki Ankaralılara “ Ne yazı deyin ne tura, dik deyin. Çünkü bu dönem dik durmaya ihtiyaç var. Hem zihinsel açıdan hem de bedensel açıdan dik durmaya ihtiyaç var. Bu ütopik bir şey değil. Para bazen dik gelir. Gördüğüm fotoğraf şu: Mansur Bey seçilirse AK Partililer ve MHP’liler üzülecekler. Mehmet Bey seçilirse İyi Partililer ve CHP’liler üzülecekler. Ben seçilirsem, Saadet Partisi seçilirse Ankara’da herkes sevinir. O yüzden Ankara’da kimseyi üzmeye gerek yok. Ankara’ya tüm herkesin belediye başkanı olacak bir duruşa ihtiyacı var. Ankara’nın yeni bir soluğa, yeni bir bakış açısına ihtiyacı var; yani Saadet Partisine ihtiyacı var. Yoksa 31 Marttan sonra Ankara’yı yaşanmaz hale getiririz. Biz biliyoruz Kayseri’de ne olduğunu da biliyoruz diğer tarafta ne olduğunu da biliyoruz. İnşallah inanıyorum ki Ankara önüne zorla konulmuş,  dayatılmış bu mantaliteyi yıkacak ve onun karşılığını hep beraber yaşamış olacağız. Onlara da söylüyorum fakat bir türlü cevap vermiyorlar, çıkalım işte televizyona çıkalım ki orada insanlar bizi görsün, aynı anda fikirlerimizi, düşüncelerimizi görsün. Yoksa emzik gibi tecrübe tecrübe diye dolaşarak çözülmüyor ki. İnşallah öyle bir ortam da bir gün olur. Evet, teşekkür ediyorum sizlere, bu çıkmış olduğunuz yolda başarılar dilerim. Allah işlerinize kolaylık versin inşallah. Allah aramızdaki muhabbeti de bozmasın. Hedeflediğiniz noktaya giderken isteğiniz de gayretinizi de arttırsın.