fbpx Amerika'nın Müdahaleleri | Ankara Havadis

Amerika'nın Müdahaleleri

Bütün vatanseverlerin, geçmiş, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kutlu olsun.

 

Yaşadığımız o kötü geceden çıkarılacak derslerden ikisi:

  • 1.     

    Dış güçlerin (özellikle ABD) ülkemizle ilgili planlarını gerçekleştirmek için neler yapabileceğini, ne kadar acımasız ve insanlıktan uzak olabileceğini görerek kendimizi dış güçlerden korumak gerektiğini,

  • 2.     Tarikatların insanların kişilik, özgürlük ve beyinsel işlevlerine verdikleri zararları, İslamiyet için değil, kendi güç ve çıkarları için örgütlendiklerini bir kez daha görerek Atatürk’ün tarikatları kapatma kararının haklılığını bir kez daha anladık.

Bu yazımdaki konumuz ise; ABD’nin, kendi çıkarına yapabileceği insanlık dışı, acımasız şeytanlıklar. Abartıyor muyum? Gerçekleri bilenler bilir, hiç de abartmıyorum.

William Blum’un kitapları ile başlayalım. William Blum’un Türkçe’ye çevrilen kitaplarının adları ‘Haydut Devlet’ ve en son kitabı ‘Emperyalizmin en ölümcül silahı: Demokrasi yalanı’. Benim bahsedeceğim kitap ise 2003’de yayınlanan, Türkçe’ye henüz çevrilmeyen ‘Killing Hope’ (Umudu Öldürmek). Kitabın alt başlığı ise: ‘U.S. Military and CIA Interventions Since World War II’. Yani ‘İkinci Dünya Savaşından Beri Olan ABD Askeri ve CIA Müdahaleleri ’. Kitabın en kısa özeti içindekiler bölümündeki başlıklar ile verilebilir (Tamamını buraya almadım): İtalya 1947-1948: Özgür seçimler, Hollywood tarzı; Yunanistan 1940’lardan 1950’lerin başlarına: Demokrasinin beşiğinden müşteri durumuna; Doğu Avrupa 1948-1956: Operasyon Parçalama Etkeni (Splinter Factor); Almanya 1950’ler: Genç suçluluğundan terörizme her şey; İran 1953: Kralların Kralı için güvenli yapmak; Guatemala 1953-1954: Dünya izlerken; Suriye 1956-1957: Yeni bir hükümet satın almak; Endonezya 1957-1058: Savaş ve pornografi; İngiliz Guyanası 1953-1964: CIA’in uluslararası işçi mafyası; İtalya 1950’lerden 1970’lere: Kardinal'in yetimlerini ve tekno-faşizmi desteklemek; Vietnam 1950-1973: Kalplerin ve zihinlerin sirki; Laos 1957-1973: L’Armee Clandestine (Gizli Ordu); Haiti 1959-1963: Denizcilerin yeri, yeniden; Fransa/Cezayir 1960’lar: L’etat, C’est la CIA (Devlet CIA arıyor); Ekvador 1960-1963: Kirli hilelerin kitabı; Congo 1960-1964: Patrice Lumumba suikasti; Brazilya 1961-1964: Ölüm mangalarının harika yeni dünyaya tanıtılması; Dominic Cumhuriyeti 1960-1966: Demokrasiden kurtularak demokrasiyi komünizmden korumak; Endonezya 1965: Başkan Sukarno’nun tasfiyesi… ve 500 000 diğerleri; Doğu Timor 1975: Ve 200 000 daha; Uruguay 1964-1970: İşkence – Elmalı turta kadar Amerikalı; Şili 1964- 1973: çocuğunuzun alnına vurulmuş bir çekiç ve orak; Yunanistan 1964-1974: “Sizin meclisinizi ve anayasanızı si…” (“Fuck your Parliament and your Constitution”) dedi Birleşik Devletler başkanı; Guatemala 1964-1975: Az duyurulan ‘son çözüm’; Irak 1972-1975: gizli eylem misyonerlik ile karıştırılmamalıdır; Avustralya 1973-1975: Bir serbest seçim daha öldü (‘Another free election bites the dust’); Angola 1975’den 1980’lere: Büyük güçlerin Poker oyunu; Zaire 1975-1978: Mobutu ve CIA, cennette yapılan evlilik; Jamaika 1976-1980: Kissinger’in ültimatomu; Nikaragua 1978-1990: Yavaş çekimde istikrarsızlaştırma; Panama 1969-1991: İlaç tedarikçimizi aldatmak; Bulgaristan 1990/ Arnavutluk 1991: Komünistlere demokrasi nedir öğretmek; Irak 1990-1991: Çöl soykırımı; Afganistan 1979-1992: Amerika’nın cihadı; El Salvador 1980-1994: İnsan hakları, Washington tarzı; Haiti 1986-1994: Beni bu çalkantılı rahipten kim kurtaracak?

Bu başlıklara bakarak söyleyebiliriz ki, ABD istediğini elde etmek için her yolu kendine mubah saymaktadır: rüşvet, iç savaş, darbe, orduyu ele geçirme, işgal, suikast, soykırım, ekonomik iflasa sürükleme, ekonomik köleleştirme, işkence, ambargolar, dini liderleri kullanmak, sivil toplum örgütlerini kullanarak halk ayaklanması çıkarmak, kargaşalık yaratmak (Arap Baharı, Turuncu devrim, İran’daki olaylar), vb… Hatta güç tatmini ve insanlık dışı bir bilimsel merak ile atom bombasını kullanmış (özellikle ikinci bombaya hiç gerek yokken), yüz binleri öldürmenin yanında geleceğimiz olan toprağı, suyu ve havayı da çekinmeden zehirlemiştir. Bu yaklaşım, Kızılderilileri yok eden (boyun eğenlere bile hastalıklı battaniye dağıtarak biyolojik soykırım yapan), zenci köleliğini hiç vicdan azabı duymadan yıllarca yaşatan bir ülkenin acımasızlığının devamıdır.

CIA tarafından satın alınan veya devşirilen içimizdeki hainler, Amerika’nın sahte demokrasisini, gerçekte acımasız tiranlık olan durumunu sürdürmesi için, Amerika çıkarları için çalışmakta ve insanlarını kullanmakta, olmadı onları ABD çıkarları için çalışmaya zorlamakta, şantaj yapmakta, işkence etmekte veya öldürmektedirler. Amerika’nın müdahaleleri yüzünden nice insan öldü, öldürdü, göç etti, işkenceye uğradı, tecavüz edildi, soykırıma uğradı ve acı çekti, çekmekte. Bu adamlar, soğuk odalarında oturup Amerika’nın çıkarları için yapılacakları planlarken yol açtıkları ve yol açacakları acıları, zulümleri ve ölümleri düşünmezler; onlar için halk yönlendirilip çıkarı için kullanabildiği bir güç kaynağından, insanlar ise sayılardan ibarettir.

Henry Kissinger: “Amerika neden güçlüdür biliyor musunuz? Aramızdaki hainleri anında öldürürüz. Fakat, dünyanın diğer bir ülkesinde, bütün hainler kahraman olarak gösterilir. Onları önemli yerlere getirir ve destekleriz.” demiştir. Bizdeki hainlerin başında da Fethullah Gülen ve cemaati gelmektedir. Necip Hablemitoğlu’nun, öldürülmesinden kısa süre önce çıkan kitabı (bu suikastın kitabı engellemek için önceden tasarlandığını düşünmüşümdür, kitap beklenilenden önce hazırlanıp basılmıştır) ‘Köstebek’te yazdığına göre Fethullah Gülen, CIA ile çalışmaya gönüllü olmuştur. Herhalde, güç, para ve destek karşılığı hizmetlerini satmıştır. Veya baştan zaten CIA tarafından var edilmiştir. ‘Köstebek’in kapağında ‘Pirincin içindeki siyah taştan değil, beyaz taştan korkun’ yazmaktadır. Yazarı suikasta kurban giden, belgelerden oluşan bu kitap ile nice araştırmacının, aydının, siyasetçinin uyarıları hiçbir işe yaramamış, Hükümet ‘kandırılmak(!)’ta devam etmiştir. Sonuç ise Amerika’nın eliyle oluşturulan bir darbe teşebbüsü, bu teşebbüste ölen yüzlerce insan, çekilen acılar, hasar gören Meclis ve kutsal değerlerimiz olmuştur.

Bu darbe başarılı olsaydı ne olurdu? Darbe nasıl bir vahşettir? Bu yazdıklarım söz olarak sizin zihninizde gerçeklik kazanamamış olabilir. Yaşanan acıları zihninizde resmetmeniz için size gerçekten yaşanmış bir Amerika Darbesini ve herkes tarafından sevilen bir sanatçının başından geçenleri anlatayım.

Salvador Allande, 1970’deki demokratik seçimler ile Şili başkanı olur ve reformlar yapar. Özellikle bakır endüstrisini devletleştirmesi ile Amerika’nın çıkarlarını baltalar. Bakır tekellerinin çıkarlarını sağlamak için Amerika hükümeti devreye girer. ABD başkanı Nixon’un ulusal güvenlik danışmanı Henry Kissinger “Ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. Meseleler, Şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir.” der ve Allende'nin iktidara gelmesini "bu yarımkürede karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri" olarak tanımlar. Önce Şili’ye verdikleri devlet yardımının tamamını keserler. Sonra CIA, muhalefete mali yardım yapar ve Allende'nin seçilmesini engellemeye çalışır. Bu girişimler sonuçsuz kalınca askeri darbe gündeme gelir.  CIA Şili'de darbe yapılması için çalışmalara başlar (16 Ekim 1970 tarihli rapor). General Pinochet önderliğindeki silahlı kuvvetler 11 Eylül 1973’de yönetime el koyarlar. Pinochet, diktartörlüğüne tehdit olarak gördüğü Allende yandaşlarına ve darbeye karşı çıkanlara zulüm etmeye başlar. Dünyaca ünlü şarkıcı ve gitarist Víctor Jara (Viktor Hara) da tutuklanır ve birçok kişi gibi siyasi tutuklular için toplama kampına çevrilen, 40 000’den fazla kişinin tutulduğu Şili Ulusal Stadyumuna götürülür. Şili'deki Pravda muhabiri Vladimir Çernisev olanları şöyle anlatıyor: Víctor Jara dudaklarında şarkıyla öldü. Onu yanından hiç ayırmadığı yoldaşı, gitarıyla birlikte stadyuma getirdiler. Ve şarkı söylemeye başladı. Öbür tutuklular, gardiyanların ateş açma tehdidine rağmen melodiye eşlik etmeye başladılar. Sonra bir subayın emri ile askerler Víctor'un ellerini kırdılar. Artık gitar çalmıyordu, ama zayıf bir sesle şarkı söylemeyi sürdürdü. Bir dipçikle kafasını parçaladılar ve diğer tutuklulara ibret olsun diye ellerini kesip tribünlerin önüne astılar.” Ama Victor Jara yine de şarkı söyler, kesik kolları ile gitarında tempo tutarak şarkı söyler. Ve onu tarayarak öldürürler, son nefesini de şarkısına devam ederken verir. Bu işkencelerin ve ölümün nedeni şarkı söylemekte ısrardır; o özgürlükleri bile ellerinden alınmak istenmiştir.

Bu olay yaşanan acılar ve ölümlerden sadece biridir. Zulme boyun eğmeyen onurlu insanların darbe sonrası başlarına gelebileceklere, 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimi başarılı olsaydı, bizlerin başına gelebileceklere bir örnektir bu olay. Şili’de bakır tekellerinin çıkarı için, Irak ve İran’da petrol için, Panama’da kanal için, çoğunda da ‘öcü’ komünizm başa gelmesin diye (daha doğrusu o ülke ABD’nin emrinden çıkılmasın, milli çıkarlarını savunmasın diye) bu kirli müdahaleler yapıldı, yapılmaya çalışıldı. Biz gene de ucuz atlattık.

Gerçek şeytanın akıl oyunlarından zihnimizi kurtarıp berrak bir bakışla olaylara baktığımızda görürüz ki, insanlık için, adalet için, yaşam hakkı için, özgürlük için, vatanımız için, demokrasi için Amerika ile mücadele etmek gerekmektedir. Şeytanla oyun olmaz, Amerika ile de ortaklık olmaz; o ancak kendine köle kabul eder. Siz kendi ülkenizin çıkarını savunduğunuzda, Amerika’yı düşman olarak görmeseniz bile Amerika sizi düşman olarak görür ve size karşı mücadeleye başlar. O yüzden onurlu ve özgür bir yaşam için, ülkemizin çıkarı ve geleceği için, çocuklarımızın onuru ve özgürlüğü için Amerika’ya karşı durmalı ve bulunduğumuz noktayı ona göre belirlemeliyiz.

Kissinger’in işaret ettiği hainlerden olmaktansa vatansever, onurlu bir insan olmayı tercih ederim. Ya siz?