fbpx Ankara Tahkimatı | Ankara Havadis

Son Dakika

Ankara Tahkimatı

Aristokrasi günlüğüne “bahse değer bir şey yok” diye not düşerken Paris yurttaşları büyük Fransız Devrimi için son hazırlıklarını da tamamlamıştı. 14 Temmuz 1789 tarihinde başlayan bu büyük devrim, takvimler arasındaki gün farkını göz ardı edersek 119 yıl sonra yine aynı gün, 23 Temmuz’da kabul edilip 24 Temmuz günü tüm dünyada yeniden yankılanmıştı. 11 yıl sonra Erzurum Kongresi’nde yeniden yankılanan devrim dört yıl sonra da Lozan ile yeniden insanlık masasına yumruğunu eşitlik, özgürlük ve kardeşlik adına vurmuştur.

Avrupa’nın öte ucunda yaşanan Fransız Devrimi genelde dalga dalga yayılarak doğuya doğru ilerlemiş kabul edilir. Oysa Fransız Devriminin o büyük idealleri zangır zangır titrettiği Paris’in sokaklarında belki de Victor Hugo’nun sefili Gavroche kadar yaşamıştır. Sonra o büyük idealler var olacakları, hayatta kalacakları bir yer, kendilerine bir vatan bulmak için çaresizce Fransa’dan ayrılmış, yola koyulmuştur. Almanya, İtalya, Yunanistan derken Makedonya dağlarında, Namık Kemallerin kaleminden fedailerine ulaşmış, Enver Paşa, Resneli Niyazi Bey, Talat Paşa ve diğer İttihatçılarla bir nefes almıştır. Bu fedailerin canları pahasına giriştikleri çabalar bir baskı rejimini ortadan kaldırmış, özgürlük getirmiştir.

Namık Kemal’in kaleminden yeni vatanında soluk alıp vermeye başlayan insanlığın büyük düşü, kendisini kovalayan bir belalısı olduğunu belirtme olanağı bulamamıştır. İnsanlığın büyük idealini sahiplenmek fedai olmayı gerektiriyordu, çünkü büyük idealin belalısı da büyüktü. Dünya Savaşı gelip çattığında Türk Milleti büyük ideallerinden bir milim sapmadan fedai geleneğine bağlılığını gösterdi. Bu bağlılıkladır ki eski Rusya yerle yeksan oldu ve insanlığın büyük idealleri varlığını geliştireceği bir yeni vatana daha sahip oldu.

Bizse dağlarından Anadolu’ya özgürlük, eşitlik, kardeşlik akıttığımız Makedonya ile birlikte başka kayıplar yaşayarak, büyük ideallerimizle sırtımızı Erzurum’a dayayıp Anadolu’nun bağrına, Ankara’ya çekildik.

Paris sokaklarında başlayan kovalamaca, Polatlı’ya kadar vardı. Sakarya Meydan Savaşında Paris sokaklarında yaşadığı korkuyu üzerinden atmaya çalışan bütün güçler, bütün araçlarla Türk Milletine, insanlığın büyük düşlerinin son fedaisine saldırdı. Kazansalar, başarsalar neler olurdu diye düşünmek herhalde en sevimsiz distopyayı kaleme aldırtır. Ne mutlu ki büyük önder Gazi Paşamız, hem vatanı hem idealleri korumuş, bunu da bir 24 Temmuz günü, 1923 yılında Paris sokaklarında halk ayağa kalktığında kaçacak delik arayanlara kabul ettirmiştir.

24 Temmuz 1923 aynı zamanda emperyalizme, insanlığın büyük düşleri karşısında zavallı olduğunu gösteren belgenin imza tarihidir. Sakarya Savaşı sonunda yalnızca bir imparatorluğun asırlar süren geri çekilmesi değil, insanlığın büyük ideallerinin nihai tahkimatının aşılamayacağı görülmüştür.

Zaman, bu tahkimatı ve Türk Milletinin fedailiğini gelgit kafalarda sorgulanır hale getirmiştir. 2015 yılında, 24 Temmuz’da Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’da maaşa bağladığı, silahlandırdığı aygıta müdahale edilip ezildiğinde, Ankara aslında tüm soru işaretlerini yeniden gidermiş oldu. Ankara’da Meclis 15 Temmuz 2016 gecesi aynı güçler tarafından saldırıya uğradığında, yine büyük insanlığın idealleri saldırıya uğramış, Türk Milleti buna da geçit vermemiştir.

2018 yılının 24 Temmuzu bizim için, 1789’da kendini var etmek için Paris’te eyleme geçen büyük insanlığın huzur ve güven içinde var olacağı yurt olarak tuttuğu ülkede, o ülkenin başkentinde tahkimatı sağlam tutma bilincidir.

Ankara, silahı başında emperyalizme namlusunu doğrultan siperdeki Mehmetçiğin sırtındaki eldir. O eli o sırttan artık kimse çekemez. İnsanlığın büyük idealleri; özgürlük, eşitlik, kardeşlik insanlığa karşı görevimizdir, elimiz hep tetikte!

Yaşasın 24 Temmuzlar!