fbpx Ankara'nın Kör Aydınlığı | Ankara Havadis

Ankara'nın Kör Aydınlığı

Kör karanlık dediğimiz zaman görme yeterliğinin düşüklüğünden öte bir tekinsizlik durumu anlatırız. Tehlike olasıdır ve ne yandan ne zaman başımıza geleceği o anda belirsizdir. Kafa karışıklığı bırakmayacak türde bir yürek çarpıntısıdır. Güpegündüz de yaşanabilir ve at izinin it izine karıştığı durumlar genelde bizi kör karanlıklara savurur.

Bu deyimin bir karşıtını arayacak olsak, deyim olarak ne önerileceği değişecek olmakla birlikte yüreklere su serpen bir ferahlıktan, aydınlıktan bahsetmek sanırım yanlış olmaz. Kör karanlıklarda sızan bir ışık huzmesi bile kimi zaman yürekleri ferahlatmaya yeter.

Toplumsal yaşantıda da insanların kör karanlıklar içinde kalması olasıdır. Diyelim Orta Çağda yaşanan veba salgını böyle bir kör karanlıktır. Gün doğar, batar, hafta, ay, yıl geçer ama salgın bitmez. Asya’nın bir ucunda 1340lı yıllarda başlayan salgın 1350li yılların başında Avrupa’da bittiğinde 100 milyon kadar insanı öldürmüştür. Nereden ve nasıl bulaşacağı bilinmeden ama bulaşması neredeyse kesin salgın güneşi bile çileye çevirmişti herhalde. Ama bitti ve bittiği görüldükçe de yüreklere su serpildi. Hayat, üretim, ticaret gene kaldığı yerden sürdü.

Bir yanda da, hava biraz karardı mı kör karanlık feryatları koparanlara, birisi hapşırsa veba çığlıkları atanlara rastlıyoruz. Belki toplumun yaşadığı zorlu deneyimleri kuşaktan kuşağa aktarmasından fazlaca etkilenenler ya da kendine biçtiği çıkarların gerçekleşmesini kolaylaştırmak için buluttan nem kapmaya istekliler bu feryatlara hemen girişip, vesveseyle kendilerine taraftar da topluyorlar. Gerçeği ıskalamama çabasından uzak olmakta sakıncasız davranan bu gibi kişiler neye ne kattığını, sonuçlarının ne olacağını bilmeden sözcük israf edebiliyor. Seçim sırasında iktidar partilerinin bile geçmişi karanlık bir tablo olarak çizip, seçmeni çaresiz kılarak oyunu almaya çalışması güzel örnek. Sanırsınız seçim tarihine kadar veba salgını var ve o partiye oy verirsek seçim akşamı salgın bitecek!

Hemen her gün ülkemiz yorumcular, siyasetçiler, başka ülkelerin üst düzeyli ve düzeysiz temsilcileriyle bir değil bin onmaz felakete sürükleniyor. Göz kırpma süremiz yeni bir felaketin gelmesi için yeterli. Çevremize baktığımızda görmekteyiz ki bu felaket tellallığı çok sayıda insana bir kör karanlıkta yaşadığı, başına her an her şeyin gelme olasılığının olduğunu düşündürüyor, duyumsatıyor.

Sakarya Meydan Muharebesini kazandığımızda insanlık adına ne büyük bir mevzi kazandığımızı ‘Ankara Tahkimatı’ ifade etmişti. O tahkimat tüm insanlığın değerlerini ve Türk Milletini savunmak adına sapasağlam olduğu yerde durmaktadır. Bir siyasi partinin iktidar olması nedeniyle tahkimatın dağılacağını düşünmek, dağıtılmış olduğunu ileri sürmek, yukarıda değindiğimiz gibi ya bir çıkar sağlama amacındakilerin ya da toplumsal belleğin aktardığı zorlu deneyimlerin sonucudur ama vesvesedir.

En azından hepimiz şunu görebilmeliyiz; ülkemizin kör karanlık içinde çıkmazlarda kaldığını ileri sürenlere karşı Ankara’nın kör aydınlığı tekinsizlik durumunu ortadan kaldırmaktadır. Gazi Mustafa Kemal, sanırım yalnızca bir kere savaştığı bir cepheye gidip, o cephede yapılan savaşla ilgili konuşuyor Dumlupınar’da ve orada şunu ifade ediyor:  

Efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son safhası olan bu 30 Ağustos Savaşı, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasını oluşturur. Millî tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer  kadar kesin sonuçlu yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir yön vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum.

Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırılmış oldu. Sonsuz hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu gökyüzünde uçan şehit ruhları devlet ve cumhuriyetimizin sonsuz koruyucularıdır.”

Türk Milleti ulusal egemenliğine sahipken, sırtını dayadığı Sakaryalar, Dumlupınarlar, Namık Kemaller, Mithat Paşalar, Talat Paşalar ve Atatürkler olduğu sürece Ankara’nın en kötü olasılıkla yayacağı bir kör aydınlık, ufuktan şimdi doğacak bir güneş vardır.

Sakarya Savaşında Polatlı’yı savunan ve geçilemeyen son mevzi olan Basri Kale siperleri gerekirse bugün de Türk Milletini savunur.