fbpx Bilge Şehir Ankara | Ankara Havadis

Bilge Şehir Ankara

Korkut ERKAN

(eskizaman@yahoo.com)

20.yy başında İstasyondan Ankara’nın genel görünüşü

Ankara; büyük uygarlıkların yatağı, çağlar boyu ipek yolunu tutturmuş kervanların, tacirlerin konağı. Doğudan batıya, batıdan doğuya uzanan kanlı seferlerin ordugâh çadırlarının kurulduğu merkez.

İmparatorlukların kardeş kavgalarını görmüş, büyük isyanları yaşamış, iki büyük imparatorun savaşına tanıklık etmiş yaşlı ve bilge şehir.

Ankara; imparatorlukların çalışkan, üreten zenginliklerini ülkesiyle paylaşan, zorluklar çekmiş, kimi zaman afetlerde ürünleri yok olan, açlıktan ölen, yangın alevlerinde kavrulan ve yeniden ayağa kalkan bilgeliğini üretimle birleştiren insanların diyarı.

20.yy başında Meşrutiyet Devriminin ışığıyla ayağa kalkarak tarih sahnesine çıkan Anadolu’nun büyük cevheri.

Emperyalizmin işgaline karşı Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti önderliğinde başkaldırarak idam fermanını boynunda taşıyan, Mustafa Kemal Atatürk’e “gel” diye haykırarak kollarını açan, Milli Kurtuluş Savaşının karargâhı olan asi şehir.

Yaşadıklarını unutmayan, yaptıklarını anlatmayan, kutsal bir emanet olarak hafızasında saklayarak, mağrur sade bir kaya gibi duran, Cumhuriyetin Başkenti Ankara.

SAKARYA SAVAŞI GÜNLERİNDE BİR DİRENİŞ ÖYKÜSÜ;  ANKARA

Sakarya Savaşında Türk Süvari Birliği

Yunan Ordusu, 1921 yılı Temmuz başlarında büyük kuvvetlerle Sakarya Nehrini geçerek ileri harekâtına başlamıştır. Ağustos ayı sonlarına doğru cephe yarılmak üzeredir. Ankara düşme ihtimalini yaşamaktadır. Şehirdeki kadın ve çocuklar, yokluklar içerisinde Ağustos ayının kavurucu sıcağında yayan ya da kağnı arabalarıyla Kayseri’nin tozlu yollarına düşmüşlerdir. Çalışan, üreten, eli silah tutan kadınlarımız ise şehri terk etmemişlerdir.

Bugün Hal Binasının karşısında bulunan Sobacılar Çarşısının ince yollarından gökyüzüne henüz bestelenmemiş kurtuluş senfonisinin demirden nağmeleri yükselmektedir. Zanaatkârlar 24 saat boyunca, cepheye yetiştirilmek üzere matara, araç gereç ve süngü yapımı için çeliğe su vermekte, çekiç sallamaktadırlar. Eve gidilmemekte, tezgâh başında uyuyanlar ya da bayılanlar, kısa sürede yeniden tezgâhlarının başına dönmektedirler.

Türk Kadını bağımsızlık bayrağını kaldırıyor

Şehirde kalan kadınlar, Hilal-i Ahmer’in (Kızılay) öncülüğünde sargı bezi, giysi, bayrak dikmekte, ilk yardım ve pratik hastabakıcılık dersleri almaktadırlar.

Her gün trenlerle yaralı gazilerimiz cepheden istasyona gelmektedir. Samanpazarı’nda Gureba Hastanesinin yetersizliği nedeniyle, yanı başındaki Taş Mektep (Atatürk Lisesi) başta olmak üzere bir kısım kamu binaları hastaneye çevrilmiştir. Yatak yoktur, çoğu yaralı gaziler yerde taşta yatmaktadır. Ankara aileleri gelinlik karyolaları başta olmak üzere yatak ve yorganlarını, Atatürk’ün çağrısı üzerine yükledikleri kağnıların çıkardığı gıcırdayan sesleriyle, Ankara’yı inleterek ihtiyaç olan yerlere konvoylar halinde taşımışlardır.

Buna rağmen gelen yaralılara yer sağlanamamaktadır. Bunun üzerine Ankaralılar hafif yaralılara evlerini açarak revir haline getirmişlerdir.

Halide Edip Adıvar “Türkün Ateşle İmtihanı” isimli ölümsüz eserinde, başı önde, “sessiz” kadınların inanılmaz bir sıradanlıkla maddi birikimlerini nasıl bağışladıklarını hayretle anlatmaktadır.

Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin mali defterlerinin sayfaları, halkın yaptığı büyük fedakârlıkların boyutlarını anlatan altın sayfalar olarak geleceğe armağan edilmiştir.

İmalat-ı Harbiye, Sakarya Savaşının cehennem günlerinde toplara uymayan mermilerin çaplarını, her türlü infilaka açık bir şekilde imla kapsüllerini çıkartmadan tornada küçülterek, topçularımıza düzenli cephane naklini sağlamışlardır.

İmalat-ı Harbiye (Ankaragücü) Futbol Takımı vatan savunmasının içinde doğmuştur. 1920 yılında sanatkâra duyulan ihtiyaç dolayısıyla bütün takım oyuncuları İnebolu üzerinden Anadolu’ya geçerler. İlerleyen dönemde Sakarya Savaşının ön saflarında yer alırlar. İstanbul’da düzenledikleri forumda haykırdıkları gibi “örs ve çekici bırakarak elleri titremeden silahlarını kuşandılar.”

Ahmet Şefik, Muharrem Ali, Hüsmen isimli futbolcular şehit oldular.

Her şey Sakarya’da zafer içindi. Eli silah tutanlar cepheye katılıyor, kalan insanlar Ankara önünde siper kazıyordu.

İstasyondan cepheye nakledilmek için bekleyen Mehmetçikler

Trenlerle İstasyondan her gün asker nakli yapıyordu. Ankara’da Muhafız Alayı, İl ve İlçe Askerlik Şubelerinin subay ve erleri dahil bütün ihtiyat birlikleri, ölüme yani Sakarya’ya uzun yürüyüşün kolunda istasyona gidiyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa cepheye giden askerleri selamlarken

Bu günlerde Hacı Bayram Caddesi girişindeki Kuyulu Kahve önünden yürüyerek geçen, anaların kına yakarak vatana adadığı Mehmetçikler için Nazım Hikmet şu dizeleri yazıyordu;

Meclisin önüne doğru iniyorlar

İstasyona gidecekler,

ve türkü söylerken, her nedense, her zaman yaptığı gibi

Sesini incelterek marş okuyor genç Türk Köylüsü,

“Ankara’nın taşına bak

Gözlerimin yaşına bak….”

Yüzleri mühim dalgın ve yorgun

Tıraşları uzamış biraz.

Elleri büyük ve esmer

Ela gözlüler, kara gözlüler, mavi gözlüler..”

Sakarya Savaşı boyunca trenler Mehmetçikleri umuda taşıyor, bağımsızlık için kanını veren gazi ve şehitleri getiriyordu.

Kuşatma nedeniyle kömür yoktu. Makinistler ocakta yalnız odun yakıyordu. Bir süre sonra, İstasyonda bazı resimlerde görülen ağaçlar, tahta perdeler kesilerek ve trenin kompartıman kapıları yer yer taban döşemeleri kırılarak yakılacaktı.

Namazgâh tepesine gelen şehitler ebediyete, Mehmetçikler ise dualarla cepheye uğurlanıyorlardı. Ankaralılar tek yürek olmuş, zafer için yemin ediyorlardı.

Cephedeki bütün gelişmeler meclis önünde yapılan mitinglerle halka anlatılıyor

Mecliste, cephede her gün gelişen olaylar anında milletvekillerine açıklanıyordu. Onlar da bu gelişmeleri Meclis önünde duvarlara çıkarak toplanan halka açıklıyor, Ankara gerçek bir demokrasi şöleni yaşıyordu. Kürsüye kimi zaman Tunalı Hilmi Bey, Vasıf (Çınar) Bey,  ya da Papaz Eftim çıkarak konuşmalar yapıyordu.

18 Temmuz 1921 günü Atatürk, Dar-ül Muallimin Salonunda Muallimler Kongresini, Yunan taarruzunun en ateşli günlerinde,

Cephede felah ve istiklal ordusu, Yunanla mücadele ederken, Ankara’da maarif ordusu cehle karşı mücadele programı hazırlıyor. Harp ve maarif cephelerinin ilerisinde de faaliyet var. Vatandan milli ordu düşmanı, muallim ordusu da cehalet, zulmeti kovacak” sözleriyle açıyordu.

Kongreye gelen bir kısım “Muhterem Hanımlar, Efendiler” Yunan harekâtı dolayısıyla işgal edilen topraklardaki okullarına geri dönemediler. Otellerin dolu olması nedeniyle Ankara ailelerin evlerinde konuk oldular. Vatan savunmasına katıldılar.

Atatürk, Asar-ı Atika (eski eserleri) Kanununun hazırlanması konusunda Mübarek Galip Bey’e talimat verirken,

“Efendim Yunan ne olacak?” sözleri için

O kolay, zor olan bu işler” cevabını veriyordu.

Milli Kurtuluş Savaşının en zor günlerinde Büyük Millet Meclisi, milli marş sözleri için bir yarışma açacaktır. Gelen sözler beğenilmez. Mehmet Akif Ersoy’a yazma teklifi götürülür. Kendisi para ödülü olduğunu duyunca reddeder. Gazi ve şehit ailelerine verilmesi şartıyla kabul eder.

Kimi zaman zangır zangır titreyerek, Hacı Musa Mahallesinde o ilahi sözleri yazacaktır. Kim bilir belki de ilk mısraları yazdıktan sonra mahallenin yanı başında Namazgâh Tepesine çıkarak batan güneşin aksi yüzünde, kollarını açarak bütün millete haykıracaktır.

“KORKMA……..!”

Şiir Mecliste coşkuyla alkışlanarak kabul edilecektir.

İstiklal Marşımızı Safahat’ın içine koymaz ve onu “kahraman ordumuza ve milletimize armağan ettim” diyecektir

Şairimizin ölürken “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı Yazdırmasın” son sözleri olacaktır. 

Ankara sokaklarında, milletin zor zamanlarında Mehmetçikler, Kara Fatmalar, Mehmet Akifler ve onların Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk dolaşır. Gecenin sessizliğinde dikkatle dinlerseniz, onların konuşmalarını, ayak seslerini duyarsınız.

Ünlü aydınımız Hasan Ali Yücel’in sözleriyle;

“Ankara Atatürk, Atatürk Ankara Olmuştur”.

 

Milli Kurtuluş Savaşımızın önderleri. Büyük Şehit ve Gazilerimiz

Gaziler Günü, Gözbebeğimiz Gaziler ve Milletimize Kutlu Olsun….

Halide Edip Adıvar “Türkün Ateşle İmtihanı” kitap kapağı

(Bu kitabı okumanızı ve dostlarınıza okutmanızı diliyorum)