fbpx Bir Sosyal Medya Serüveni | Ankara Havadis

Bir Sosyal Medya Serüveni

Genetiği değiştirilmiş organizma benim konum mu? Değil. Genetik nasıl değişir? Nelerden haberdar olmak gerek? Haberdar mıyım? Hayır! İlgili laboratuvar, araçlar vb. biliyor muyum? Hayır! Demek GDO kısaltması ile anılan konu beni ilgilendirmiyor! Günlük yaşamımda yer almış bile olsa sesimi kısayım. Öyle mi? Yazdıklarımı izleyen 119 kişi (feys öyle yazıyor(!)) ağız birliği ederek HAYIR diyecektir.

Ankara Havadis okurlarından bilenler vardır: Feysbuk’ta aralıklarla yazılarım çıkar. (Yldrm B.) Perşembe günü bir yazı yazdım. Olup biteni anlatan 4 madde sıraladım. Bu 4 madde Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek’in aynı gün Aydınlık gazetesi birinci sayfasında yer alan açıklayarak öğrettiği siyasi gelişmeleri içeren 8 maddeden değiştirerek türettiğim 4 maddedir. Haa, Feysbuk ’un verdiği sayıya bakarak söyleyeyim benim 119 takipçim varmış. Ertesi gün (25 Ekim) gene Feysbuk’ta başka bir yazı yazarak (hikâyen bölümünde) siyaseti siyasete bırakalım diye uydurduğumda tek kişiden tek laf çıkmadı. Siyaseti siyasetçiler bırakıp kadın erkek ilişkisini konuşalım dediğimde beni (yazdıklarımı)  benden çok seven insanlar ağız birliği etmişçesine onayladılar. Böylelikle aşk ve siyaseti ayrı yerlere koyarak sözde dokunulmazlıklar yarattım. Sosyal medyadan ne bekliyordun ki diye sormayı düşünüyorsanız bence sormayın! Ayıp etmiş olursunuz kendinize!

Takvim yapraklarında yer alan onca sözün sahibi olarak gösterilen Aristo’yu bilmeyen neredeyse yoktur. Dersini okurken öğrendiklerimden biri de onun siyaseti nasıl tanımladığıdır. Ona göre siyaset toplumun kendi bütünü içinde yaptığı tüm etkinliklerin adıdır. Öyle öğretiyor Aristo: Siyaset insan etkinliğidir. Özellikli bir bilgi alanı olarak siyaset bilim şu an gerçekten konumuzun dışı. Geçerken söylemek isterim; savaş, siyaset bilim içinde irdelenebilecek bir başlıktır. Bu nedenle önce Soçi sonuç bildirgesinin maddeleri ardından Sayın Dr. Doğu Perinçek’in özetleyerek sunduğu 8 madde savaş tanımına takılı kalanların zihnini özgürleştirerek siyaseti doğru anlamalarına izin verecek verilerdir. Siyaset konuşulurken sergilenecek gelişigüzellik ile ‘bu siyasettir konuşmak bana düşmez’ tavrı aynı aymazlığın iki yanıdır. Yaşamla bağdaşmaz! 

Cumartesi günü gene Feysbuk’ta kadın ve erkek ilişkisi üzerine bir yazı daha yazdım. Siyaset üzerine yazdığım yazıyı okuyan (ya da okunduğunu düşündüğüm) ile aşk üzerine yazdığımı okuyanlar aynı kişiler miydi, yorum yapan kaç kişiydi sorularının yanıtını geçiyorum. Beğeni, öfke, şaşkınlık vb. işaretlerinin yorum olduğunu zaten düşünmüyorum.

Aşk ve siyaset aynı bağlam içinde konuşulabilir mi?

Büyülü gerçeklik derken ağzından akan sulardan neredeyse boğulacağınız bilgiçler nedense ne İran ne Çin ne de Japon edebiyatından dem vururlar. Aşkın büyülü gerçeklik bağlamında nasıl ele alındığını okusanız emin olun siyaseti bir kenara bırakmazdınız. Sizi büyüleyen gerçeklik değildir. Sizi büyüleyecek olan gerçekliğe tutunma biçiminiz olacaktır. Aşkla sarılırsınız gerçekliğe. Sığınırsınız demiyorum. Sarılırsınız diyorum. Aşk bir sarılmadır aynı zamanda!

Aşk ve siyaset bir arada konuşulabilir mi?

Siyaset dendiğinde altı çizilen asıl anlam öğreti sözcüğü ile zihnimize yansıyan olmalıdır. Siyaset ile siyasa sözcüğünü ancak bu yolla aynı süreklilik içinde düşünebiliriz. Siyaset siyasanın dış dünyaya yansıyan insan edimini ve işlevselliğini anlatır. Siyaset ‘Hamile Hüthüt Kuşlarını Koruma ve Yaşatma’ derneği çapsızlığında sivil toplumun cafcaflı sivil  girişimi (!) değildir. Siyaset siyasa sözcüğünü çağırır. Siyasa sahibi olan insan dünyaya bakarken dünyanın ona ne kattığını düşünür. Yanı sıra kendisinin dünyaya ne kattığını sorgular. Var olduğunu bu yolla duyumsar. Böylesi bir kişinin aşk üzerine işitilme değeri taşıyan şeyler söyleyeceği kuşku götürmez. Çünkü siyaseti konuşurken bir savaşçı coşkusu taşımaktadır. Aşktan söz ederken insanı etkisi altına alan coşku aynı coşkudur. Sözleri savaşı/muhalefeti içermeyen türkü var mıdır? Belki vardır. Ama türkü müdür?   

Aşk ve siyaset neden bir arada konuşulmasın?  Siyaset diyerek kendinizi uzaklaştırdığınız koskoca bir yaşam alanı varken ortaya çıkan boşlukta aşkın konuşulması gerçekten anlam taşır mı? Taşımaz. Ne kadar konuşulabilir? Sözleri muhalefet taşımayan, savaşa uzak sözde türküleri ne kadar dinleyebilirseniz böyle bir aşkı da ancak bu uzunlukta konuşabilirsiniz.  

Çevirirken her anı yaşamımı coşku ile dolduran bir roman var, “Tuba ve Gecenin Anlamı”

İranlı kadın yazar Ş. Parsipur’un yazdığı bir roman. 100 yıla yaklaşan bir dönem içinde İran’ı anlatırken neredeyse her satırında aşk ve savaş var. Yazarın edebi değer açısından sergilediği nitelik ayrı bir yazının konusu! Romanda anlatı kişilerinden biri ‘üstat/usta’ ile konuşmaktadır:

Ardından ‘Aşkı bilmeyen savaşmayı bilemez. Savaşmak için nefret duygusuna gerek vardır. Ancak nefret duyabilmek için daha önce sevebilmiş olman gerekirdi.’ dedi. Savaşçıları toplasam bile, bunu yapabileceğime inanmıyordu, savaşçılarla benim aramda büyük bir uçurum olacağını söyledi. Ona Cengiz han gibi kana susamış, savaşma açlığı çeken birinin aşk hakkında bir şey bilip bilmediğini sordum. Üstat aynı bakışlarla bakarak, ‘Cengiz Han’ın varlığı baştan aşağı aşkla doludur. Onun aşkı çorak topraklardan doğmuş bir aşk. Ama aşk! Bu nedenle nefreti ateş dolu ve çok kanlı.’ diye yanıtladı

Başka söze gerek var mı?