Son Dakika

mevlana et tavuk, ankara havadis

 

Korona Yalnızca Virüsün Adı Mı?

Profile picture for user Yıldırım B. Doğan

Soruyu yineleyeyim. ‘Korona yalnızca bir virüsü adı mı?’

Böyle olmadığın söyleyerek başlamak istiyorum. Dünyaya hepimiz bakarız. Bakarız çünkü dünya anlayışımız bu yolla oluşur. Bakmamızın bir amacı vardır. Ne için bakarız? Elbette görmek için! Ancak doğruyu görmek için doğru tarafa bakmamız gerekir. Böylelikle daha doğru bir dünya anlayışına sahip oluruz. Nedir doğru dünya anlayışı? Baktığımız yönde koşulları, olguları (olup biten de diyebilirsiniz) irdelersek eğer göreceğimiz tek şey doğrunun kendisidir. 

Korona virüsü ve bu virüsle başlayan salgın yalnızca Türkiye’de yaşayanların değil yeryüzünde yaşayan herkesin baktığı taraftır. Size anamalcı ülkelerin neredeyse tamamında giderek artan ölümlerden söz etmeyeceğim. Salgından nasıl korunacağını da anlatmayacağım. Size yaşadığımız ülkeden, Türkiye’mizden söz edeceğim.

Koşulları ve olguları irdeleyerek baktığımızda ilk göreceğimiz şudur; sağlığımız başlangıçta bizim sorumlusu olduğumuz bir değerdir. İnsanın yedeğinin olmadığını bilen ve bunu yurttaşlarına her durumda anımsatan bir devlet politikasına tanık oluyoruz.

Bireysel özgürlük adına, yurttaşın canını sıkmayalım yapay tavrı ile salgını seyreden liberal politikalar efsunluymuşçasına kol gezerken ülkemizde bir bilim komitesi oluşturan devletin tavrının adı Koruyucu ve Önleyici Sağlık politikasının uygulamada taşıdığı değerin yaşama yansımasıdır. Bu yabancısı olduğumuz bir yöntem değildir. Cumhuriyet’in sağlık politikasının adıdır. Verem, trahom, sıtma, frengi, trahom, tifo bu yolla dize getirilmiştir.

Bir örnek olarak verem konusunda yaptıkları ile Dünya Sağlık Örgütü tarafından ödüllendirilmiş bir ülke olduğumuz olasılıkla bilmiyordunuz. Bilin lütfen! Özellikle bugünlerde!

Bugünler o parıltılı günlerin ayağa kalktığı günlerdir. Bugünler devletine güvenen yurttaşın kendini koruyup kollarken bunun aynı zamanda yaşadığı toplumu da korumak kollamak olduğunu bildiği günlerdir. Gece 9'da göğe yükselen alkışlarsa, andığım politikanın göğümüzde adı yıldızlarla yazılmışçasına ışıldamasını anlatıyor. Süslenmiş bir cümle değil. Alkışlarken böyle hissediyorum. Ellerinizi çırparken yüreğinizin söylediğine kulak verirseniz duyacağınız ses bunu anlatmakta!

Geçerken şunu da söylemeliyim; bilim komitesi üyelerini akil adamlara benzetme zavallılığı vasatın altındaki düşünce ve ruh sarsaklığının sonucudur. Ciddiye alınacak bir yanı yoktur. Rakıda boğulmak üzere olan esas oğlan pozlarında inanırlıktan uzak artist, halkın sesi olacağım derken kendini sessizliğe mahkûm eden türkücü, iktidar çanağı yalayan ruh hekimi profezortlar ve benzerleri akil adamlardır. Yurttaş zerre kadar umurlarında değildir. Benim dediklerim ise aklı ile davranan yüreği ile dokunan insanlardır.

Liberalizm savunmasını yapa(maya)cak kişilerin ortadan yitip gitmeleri, hatta devlet lafını dillerinden düşürmemeleri dikkatinizi çekmiştir. İki cami arasında kalmış namazsız (bînamaz) örneği kendilerini bile inandırmaktan acizler şimdi! O nedenle ya konuşmuyorlar ya da konuşur gibi yapıyorlar.

Bugünler aynı gemide olmak biçiminde tanımladığımız, birbirimizden öğreneceklerimizle güçleneceğimiz günler. Ulusal tıbbın doruklarda yer aldığı bugünlerde gücümüze ve birlikteliğimize güç katacak olan anlayış ulusal tıbbın yanına ulusal sanayi, ulusal tarım, ulusal üretimdir. Kısaca ulusal güdüdür.

Döneyim yazının başına; bakınca ne göreceğiz? Daha açık seçiği doğruyu görmek için ne yöne bakacağız? Bakacağımız yön ulusalcılıktır. Göreceğimiz ise dikilen, dikildikçe eyleyen, eyledikçe yücelen Türk ulusu olacaktır. İşte o zaman birlikteliğimiz içinde ortak bir dünya anlayışımız olacaktır. Bugünler anımsandığında ortak dünya anlayışına sahip ikiş ülke gösterilecektir: Çin ve Türkiye