fbpx Mazlumların Sılası | Ankara Havadis

Mazlumların Sılası

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen Yontma Taş Devrine ait buluntular, Ankara’da neredeyse elli bin yıla varan bir geçmişi ortaya koymaktadır. Ankara, kendine yakın yerlerdeki höyüklerde bulunan uygarlıkların bir parçası ve daha sonra bunların kendine bağlandığı bir merkez kent olabilir. Türk tarihi araştırmalarını çok özgün bir yoldan yürütmüş olan Servet Somuncuoğlu’nun sıkı takipçisi Cemil Söylemezoğlu tarafından Güdül kayalıklarında bulunan ve daha sonra yine Somuncuoğlu tarafından “Damgaların Göçü Kurgan” adıyla albüm-kitap haline getirilen yazıtlarsa bir başka olguyu ortaya koymaktadır. Asya’nın diğer ucundaki Göktürk Yazıtlarında kullanılan dili ve bu dilde Türk anlamına gelen yazımın aynını Güdül kayalıklarında görebiliyoruz. Oysa Papoulas, daha önce kendilerinin olan topraklara geri geldiklerini, bir işgalin söz konusu olmadığını ileri sürüyordu zafer nutkunda!

Frig, Galat, Roma derken 1400'lerde kurduğu Ahi yönetimiyle kendince bir cumhuriyet kuran Ankara kıtlıklar, kuraklıklar, salgın hastalıkları aşarak ama bolca çalışarak 1900'lerin başına vardığında kentte doğru dürüst kahve olmadığı gibi demiryoluna kavuşmayı başarmış bir kentti. Bu demiryoluyladır ki Yunan savaşında buğdayı kesen Çarın oyununa Ankara ve çevresinden hasat edilen buğdayı orduya yetiştirerek savaşı kazanmaya katkı vermiştir. Ankara, Yunanı belki de ilk kez 1897’de yenmişti.

Dünyada eşi olmayan ve yazın serin kışın sıcak tutan sofa dönüşen Ankara keçisinin tiftiği çıkrıkçısı, dokumacısı, taciri ve benzeri Ankara’da herkese istihdam ve gelir sağlayabilmiştir. 1700'lü yıllarda yapıldığı düşünülen Ankara Manzarası Tablosu Hollanda’da bir müzeye aittir ve yapıldığı dönemde tasvir ettiği kent son derece canlıdır. Tablo ve bilgilerimiz dahilinde kaledeki mahallelerden birisi o dönemde başka ülkelerden tacirlerin kaldığı, yabancılara ait bir mahalledir. Yani Ankara daha o zamanlarda dünyaca bilinen bir kenttir.

İstanbul Hükümeti'nin Ermeni tehcirini bahane ederek kentin ileri gelenlerinin tamamını tutuklamaya kalkması, İstanbul Hükümeti'ne zaten güvenmeyen ileri gelenlerin sultanın da satılmış olduğunu görmesini sağlar. Ankara Osman oğullarına isyan eder ve kızılca davulları vurdurarak 27 Aralık günü “Uğrunda ölmeye geldik” diyerek Gazi Paşa’ya bağlılığını bildirir. Bundan yaklaşık 4 ay sonra, Dünya Savaşı sırasında Ankara’da kısa bir süre bulunan Enver Paşa’nın İttihat ve Terakki Kulübü binası olması için yapılmasını özendirdiği binada Büyük Millet Meclisi açılır.

Gazi Paşa’nın Ankara’ya gelişi ve buranın ulusal egemenliği kurmak, bağımsızlık savaşını yönetmek için çok uygun bir yer olmasıyla çağdaş dünya yeni bir odak kazanır. Az binalı, çalışkan, vatansever ve beş asır önce cumhuriyet yönetimini solumuş kent artık bambaşkadır. Kütahya ve Eskişehir kaybedildikten sonra Ankara’ya gelmiş olan, 1921 Temmuz sıcağından daha sıcak siyaset kazanını da gören Yakup Kadri gözlemlerini, gördüklerini kalem almıştır. Bu çok değerli gözlemleri, kendisinin güçlü ifadeleriyle okumakta yarar var:

Bir Frenk muharririne göre, dünyada bazı yerler vardır ki, orada bir İlâhî nefha eser, vahdaniler için Kudüs, Mekke; cihangirler için Roma, Kartaca; sosyalistler için Leningrad, Moskova bu neviden yerler olsa gerekir. Mazlum ve mağdur millet için de ilâhî nefhanın estiği yer Anadolu’nun en harap bir kasabası olan Ankara’dır. Bundan anlamak lâzım gelir ki, herhangi bir şehre azamet ve mahabet veren şey o şehrin binaları, yolları, kubbe ve sütunları değildir; ancak orada vuku bulan hâdise, orada doğan fikir, orada esen nefhadır.

Bugünkü siyasî cihanın üç büyük ve mühim merkezinden birisi de bence Ankara’dır. Hattâ son zamanlarda burası Moskova’dan ve Londra’dan daha ziyade ehemmiyet kesbetti. Avrupa ve Amerika gazetelerinden herhangi birini açınız görürsünüz ki, en çok ismi geçen diyar Anadolu ve onun merkezi olan Ankara’dır.

Fakat zannetmeyiniz ki, Ankara’nın manzarası şehir itibariyle şu şöhret ve ehemmiyetle mütenasip bir heybet ve ihtişam arz ediyor. Türk milliyetçilerinin Hükümet Merkezi bir yangın harabesinden başka bir şey değildir. Bütün dünyaya kafa tutan ve Garp âleminin mütecaviz ve müstevli dalgalarına karşı Şark’ın eşiğinde yegâne geçilmez şeddi teşkil eden Büyük Millet Meclisi bu harabenin bir kenarında tek katlı, mütevazı, küçük bir binaydı. On yıllık mütemadi bir mücadeleden sonra hâlâ sayısız düşmanlarla dövüşen Türk Milleti’nde azim, irade, kuvvet ve kahramanlık, fazilet ve ümit namına ne varsa hep bu yalınkat binanın içinde bulunuyor. Zarf ile mazruf arasında ne büyük tezat! Fakat, Türk’ün ruhundaki hayatî ve ahlâkî fazilete o emsalsiz ulviyet ve mahabeti veren asıl bu tezat değil midir? Eğer Ankara, Londra gibi muazzam ve tantanalı bir şehir ve Büyük Millet Meclisi, West Minister şehrinde bir saray olsaydı Anadolu’daki milliyet ve istiklâl hareketinin mânası bu kadar büyük görünür müydü? Türk askerine yirminci asır medeniyetinin icabı demir ve çelikten bin türlü cehennem âletlerine karşı koyabilmek kudretini veren şey onun büründüğü paçavralardır.”

Yakup Kadir Ankara için bir anlamda, ‘zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yok’ der gibidir. Zaten bağımsızlıktan mahrum bir ulusun nesi vardır ki! Diğer yandan, kendisi herhalde Gazi Paşa’nın Kütahya için son direnişler gerçekleşirken, 15 Temmuz günü Maarif Kongresinde yaptığı konuşmayı göz ardı ederek bu gözlemleri kalem almış gibidir.

Ankara yalnızca Kurtuluş Savaşını yöneten, yürüten meclisin adresi değildi. Meclis önce kuruyordu, kurtuluş, kurumakta olan filizlenmesi için can suyuydu. Bu nedenle Gazi Paşa cephede olduğu kadar öğretmenlerle, köylülerle, öğrencilerle, akademisyenlerle ve bir devlet nasıl kuruluyorsa onların hepsiyle uğraşıyor, Meclis bu işlerin tamamıyla uğraşıyordu. Bu geniş kapsam tek bir muharebenin kaybına indirgenemezdi elbette ama kurulacak şeyin ne olacağına dair kendi fikrinin doğruluğunu savunan, bu fikri genelleştirmek isteyenler için bir muharebenin kaybı meşru bir fırsattı.

Tüm dünyanın gözünü çevirdiği, tüm mazlumların sılası Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Bey ve Bakanlar Kurulu Başkanı Fevzi Çakmak Paşa genel kurul salonuna girdi.