Son Dakika

mevlana et tavuk, ankara havadis

 

Mesnevi'den Öyküler

Profile picture for user Begümşen Ergenekon

Mevlana’da Müslümanlık şiiriyetin en ileri şekliyle ifade edilir. Çünkü Müslümanlık şeklin değil, mananın itikadıdır. Mesnevi, aruz "fa’ilatun fa’ilatun Fa’ilun" kalıbıyla yazılmış olup 6 cilt ve 25618 beyittir. Varlıkta birlik anlayışını bazı hayali veya gerçek hikayelerle; insanlar arasında olduğu kadar hayvanlar arasında da geçen olaylarla, öğretici olması için temsilen anlatan bir eserdir.

AKILLI PAPAĞAN

Hindistan’a gitmesi gereken tüccar herkesten ne istediğini sordu. Sıra güzel papağanın arzusuna gelince, o: “Oradaki papağanlara söyle siz serbestçe gezip dolaşırken, benim kafeslerde kapalı olmam, doğru mudur? Bir sabah vakti beni de hatırlayın da, birazcık mutlu olayım… Tüccar, Hindistan’a varmış. Gördüğü papağanlara kendini tanıtarak, kendi papağanının söylediklerini nakletmiş. Ancak, sözü biter bitmez, papağanlardan biri anında düşüp ölmüş. Tüccar memleketine dönünce olanları dinleyen papağan da kafesinin içinde titremiş, sonra hareketsiz kalıp ölmüş. Tüccar çok üzülmüş. Kafesi açarak ölü papağını pencerenin kenarına bırakmış. Bırakır bırakmaz, papağan canlanıp uçmuş. Tüccara demiş ki: “Hindistan’daki papağan, selamımı alınca, ölmüş gibi yaptı. Yani bana dedi ki, ‘Kafesten kurtulmak istiyorsan, öl’ Ben de onun dediğini yaparak kurtuldum.”

akıllı-papağan

HAYVANLARIN DİLİNİ ANLAYAN ADAM

Bir adam Hz. Musa’ya “Hayvanların dilinden anlamak istiyorum” der. O itiraz eder, adam vazgeçmez. “Hiç olmazsa evdeki horoz ve köpeğin dilinden anlayayım” diye yalvarınca dileği yerine getirilir. Adam memnundur. Ertesi gün yere düşen bir ekmek parçası için horoz ve köpek kapışırlar. Horoz: “Merak etme yarın efendimizin eşeği ölecek et yersin” der. Adam gidip eşeği satar. Köpek hayıflanır: “Et yiyecektim ama eşek gitti.”, horoz da: “Yarın at ölecek, daha çok et yersin” der. Adam, bunu duyunca atı da pazarda keyifle satar. Oysa köpek kızarak horozu yalancılıkla suçlar. Horoz: “Kızma: “Yarın efendimizin kölesi ölecek bol bol helva yersin” dediğini duyan adam bu kez kölesini satar. Artık cebi harcayacağı paralarla dolmuştur. Köpek hiddetten köpürür “Senin yalanlarından bıktım” der horoza. Ama o soğukkanlı “Ne yazık ki, artık sıra efendimize gelmiştir. O ölünce hepimizin karnı doyacak” der. Bunu duyan adam ağlar, sızlar, dövünür, başını taşlara vurur ama ne çare? İş işten geçmiştir.

AYIP SENİ BULUR

Dört Hintli birlikte namaza durur. Biri namazda iken müezzine sorar: “Ezan okundu mu?” Yanındaki atılır: “Ezan okunmasa idi, şimdi namazda olur muyduk?” Üçüncüsü, “Konuştuğunuz için namazınız bozuldu”,dördüncüsü “Şükürler olsun ki, ben boşu boşuna konuşup da namazımı bozmadım” der. Halbuki kim birinin ayıbını görürse, o ayıbı kendisinde bulur. Ya da, sende o ayıp yoksa da yine emin olma; çünkü o ayıbı bir gün sen de yapabilirsin; o ayıp seni de bulur.

ağzına-yılan-kaçan-kişi

AĞZINA YILAN KAÇAN KİŞİ

Bir gün akıllı bir atlı, uyumakta olan bir kişinin ağzına yılan kaçmakta olduğunu görür. Kurtarmaya vakit bulamayınca şiddetlice birkaç topuz vurur. O topuzun acısıyla uyanan adam bir ağacın altına kaçar. Atlı kişi adama: “Ey dertli kişi, bunları ye!” der. “Beyim, ben sana ne yaptım, bana kastın ne? Vur kılıcını kanımı dök! Ne mutlu senin yüzünü görmeyene. Dinsizler bile kimseye suçsuz, günahsız, az çok bir şey yapmayana böyle sitemi caiz saymazlar” der. Ağzından kanlar akarken “Yarabbi cezasını sen ver” diye, atlı kişiye lanet eder, durur. Atlı ise “Bu ovada koş!” diye onu dövmektedir. Adam can acısıyla hem koşar, hem de düşer. Karnı toktur, uykulu ve gevşemiş bir haldedir. Ayağında ve yüzünde yaralar çıkmıştır. Ama atlı akşama kadar adamı çekiştirip durdu. Nihayet adamın safrası kabarır ve öğürmeye başlar. Ve o kara bir yılanda içinde çıkar, gider. Yılanı gören adam tüm dertlerini unutup der ki: “Sen bir Cebrail’sin, ölüydüm, bana yeni bir can bağışladın. Sen beni anneler gibi aramaktayken, ben eşekler gibi senden kaçıyordum.” Halbuki bir eşek, sahibinden eşekliği yüzünden kaçar. Oysa sahibi, iyiliğinden dolayı onun peşine düşer. Ondan faydalanmak için değil, bir kurt veya bir canavarın parçalamasından kurtarmak için arar.

Sonuçta Mevlâna der ki: “Güneş gibi ol şefkatte, merhamette. Gece gibi ol ayıpları örtmekte. Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte. Ölü gibi ol öfkede, asabiyette. Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.”