fbpx Soba Yakmayı Öğreten Bakan: Hasan Âli Yücel | Ankara Havadis

Son Dakika

Soba Yakmayı Öğreten Bakan: Hasan Âli Yücel

“Bir kişinin atacağı dev adımları değil, bin kişinin atacağı insan adımlarını özlüyorum.”

Hasan Âli Yücel’i tam 58 yıl önce 26 Şubat 1961 günü kaybettik. Yücel, Türk Devrim tarihinde düşünceleri, eserleri ve kurduklarıyla derin izler bırakan bir aydındır. Milli Eğitim Bakanı olmadan önce öğretmenlik, müfettişlik, Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü ve Orta Öğretim Genel Müdürlüğü yapmış deneyimli bir eğitimci, felsefeci, yazar ve yöneticidir. Derin bir bilgi ve deneyim birikimine sahiptir.

Mevlana, Tevfik Fikret, Goethe ve Atatürk onu kişilik ve kültürel olarak besleyen adlardır. Bakanlık görevine gelmeden önce yirmi üç kitap yazmış. Köy Enstitüleri ve Tercüme Bürosu gibi öncülük ettiği iki büyük kuruluşla –yalnızca bu ikisiyle bile- ülkemizin alın yazısında etkili olmuştur.

YÜCEL DÜNYA ÇAPINDA BİR DEĞERDİR

Yücel, dünya çapında benimsenen bir değerimizdir. Nitekim UNESCO, Yücel’in, 100. Doğum yılı olan 1997’de, dünya çapında, “saygı ile anılması” kararını almıştır. UNESCO tarafından dünya çapında anılmak üzere seçilen diğer Türk büyükleri: Atatürk, Yunus Emre, Nasrettin Hoca ve Nâzım Hikmet’tir.

1938’de Atatürk’ün ölümüyle belki nokta konulabilecek büyük devrimci atılımları, 1946’ya kadar sürdüren, yönetici konumdaki devrimci kadronun en önemli isimlerinden biri Yücel’dir. Yazar Vedat Günyol, Atatürk’ün yeni bir ulus yaratma projesinin en önde gelen mimarlarından biri Yücel’dir, saptamasını yapıyor. Prof. Dr. Celal Şengör de Yücel’i, “Atatürk’ten sonra Cumhuriyet aydınlanmasının ikinci büyük ismi” olarak değerlendiriyor.

Yücel, Atatürk Devrimlerini yürekten benimsemiş, bütün yaşamını bunu anlamaya anlatmaya, geliştirmeye adamış bir insandır. 28 Aralık 1938’de 41 yaşındayken başlayan bakanlık görevi; yedi yıl, yedi ay, yedi gün sonra 5 Ağustos 1946’da istifaya mecbur edilmesiyle, bitiyor.

Celal Şengör, o yılların Cumhurbaşkanının İsmet İnönü olmasını “kaderin acı bir cilvesi” olarak niteliyor ve İnönü’nün bu meşum adımı isteyerek atmadığını düşünüyor: “Ancak işte bu noktada vatansever büyük dahi Atatürk ile vatansever iyi politikacı İsmet İnönü arasındaki fark karşımızda billurlaşıyor.”

Yücel, eğitim ve kültür dünyamızda derin izler bıraktı. Onun ve eserlerin, kıymeti yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. O, “Biz yarınların insanlarıyız,” demişti. Bu değer yıllar geçtikçe daha da iyi anlaşılıyor ve daha da iyi anlaşılacak. Büyük acılar çekilmiş olsa da en sonunda gerçek ve değerli olan kazanıyor. Yaşam bunu hep kanıtlıyor.

Yine de şanslı bir insandı, diyebiliriz. Yazdı, konuştu. 27 Mayıs 1960 Devrimini, yaşadı. Ölmeden önce değerinin anlaşıldığını, eserinin savunulduğunu gördü.

“AKSİYON ADAMIYDI ULUSUMUZUN DURGUNLUĞU KARŞISINDA TAHATSIZDI”

Kendisiyle bir nehir söyleşi yaptığım Talip Apaydın, O’nu en başarılı bakan olarak değerlendirmişti. “Hasan Âli Yücel üstüne kitaplar yazılarak hakkında çok şey söylendi, daha da söylenecek. Bence hepsinin özeti şu olacak: En başarılı Milli Eğitim Bakanı. Dostu düşmanı bu konuda birleşecek.”

“Devri, büyük atılımlar, girgin denemeler devriydi. Yerinden kımıldamaz bir çarkın başına geçmiş, eğitim tekerini en uzak dağ başı köyüne doğru sürmüştü. Meclis kürsüsünde, üniversite sorunlarının ortasında, teknik okulların içinde, hele köy eğitiminin çözümünde, okul yapılarında, dersliklerde, işliklerde… Hep aynı enerjiyle, aynı heyecanlı tutumla çalışmıştı. En etkili bakandı. Kişiliği devletin rengini boyuyordu. Gününde devletin asıl işlerinden birisi eğitim olup çıkmıştı. Böylesine alıp götürüyordu çarkı.”

“Gücü nereden geliyordu? Kültüründen, yurtseverliğinden ve coşkusundan… Aksiyon adamıydı. Ulusumuzun durgunluğu karşısında rahatsızdı. Kımıldamak, yekinmek gerektiğine inanıyordu. Bunun yolu canlı bir eğitimden geçiyordu.” 

ATATÜRK BİR İLHAM VE ENERJİ KAYNAĞIDIR

Hasan Âli Yücel’in olağanüstü başarısının sırrı neydi? Yücel için Atatürk, bir ilham ve enerji kaynağıdır. Onun gösterdiği yoldan, hiç ayrılmıyor. Kendisine iftiralar atıldığı ortamda partisince yalnız bırakıldığında ya da Ulus gazetesindeki yazıları sansür edildiğinde her ikisinden de istifa ederek ayrılmış ama Atatürkçülüğünde en küçük bir kırılma olmamıştır.

1930 yılında, Atatürk’ün, üç aylık yurt gezisine Milli Eğitim Bakanlığı temsilcisi olarak, Yücel de katılıyor. O bu gezide Atatürk’ü çok yakından tanıyor. Onun nasıl düşünüp nasıl karar verdiğini yakından gözlemliyor. Ayrıca yurt gerçeklerini, sorunları daha iyi kavrıyor. Tabii Atatürk de onu tanımış oluyor. Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü’ne bizzat Mustafa Kemal’in önerisiyle atanıyor.

SEÇİMLERİNİ BİLİMİN IŞIĞINDA AKLINI KULLANARAK YAPIYOR

Tüm seçimlerini bilimin ışığında aklını kullanarak yapıyor. Kararlarını bu yolla veriyor. Devrimciliği ve aldığı felsefe eğitimi bu anlayışı, onun düşüncesinin ve kişiliğinin yapı taşı yapmış. Tabii başarısında birikiminin, mücadeleci ve iyimser kişiliğinin ve uyguladığı yöntemlerin de rolü önemlidir.

Maddi, ideolojik ve siyasi koşullar başarılı olması için uygundur. Atatürk’ün önderliğinde başlatılan, devrimci atılımlar, devrimci rüzgâr 1940’ların ilk yarısında da devam etmektedir. Ayrıca önemli bir etken: Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 1946 yılına kadar Yücel’in en büyük destekçilerinden biridir.

Hasan Âli Yücel, önceki yıllardaki görevleri, öğretmenlik, müfettişlik nedeniyle alanındaki sorunları ve ihtiyaçları biliyor. Öğretmenleri ve bakanlık kadrolarını yakından tanıyor.

Değerbilen, birleştirici bir aydındır. Kişisel hesapları yoktur. Kendinden önceki devrimci bakanların, Mustafa Necati, Dr. Reşit Galip, Saffet Arıkan, yaptıkları hizmetlere sahip çıkıyor, geliştiriyor. Çevresinde onunla benzer koşullarda yetişmiş devrimci bir aydın birikimi var. Yücel, bu kadronun, Cevat Dursunoğlu, İsmail Hakkı Tonguç, İhsan Sungu, Rüştü Uzel, Rauf İnan… değerini takdir ediyor ve onları bir araya getirmeyi, onlarla omuz omuza yürümeyi başarıyor.

“BİR YÖNETİCİ DEMOKRAT VE HOŞGÖRÜLÜ OLMALIDIR”

Her büyük girişime, o alanın hemen her temsilcisinin yer aldığı büyük toplantılarla (şuralar) başlıyor. Ortak akla inanıyor. “Akıl akıldan üstündür” düşüncesinin tüm insanlarca benimsenmesinin demokrasinin de amaçlarından biri olduğunu biliyor. Atatürk’ün de üzerinde önemle durduğu bir ilkedir bu: “En büyük hakikatler ve terakkiler (ilerleme), fikirlerin serbest ortaya konması ve teati (alış-veriş) edilmesi ile meydana çıkar ve yükselir.”

Ona göre bir yönetici demokrat ve hoşgörülü olmalıdır. Bu düşünce yöneticiliğinin de temelini oluşturuyor. Kolektif çalışmaya yatkın. Hep birikimli insanları bularak onlarla birlikte çalışıyor. Onlarla tartışıyor. Onlardan öğrenmeyi biliyor. Bu yöntem onun başarılarının en önemli anahtarlarından biridir. Hasan-Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un uzun yıllar omuz omuza yaptıkları sorunsuz, başarılı çalışmaları ve dostlukları bunun en iyi örneklerindendir. Tabii bu başarılı birlikteliğin sevabı her iki büyük insana da aittir.

Örneğin eğitim kurumlarında, Âşık Veysel de Ruhi Su da ders veriyor. Böylece yetişmiş yetenekli her yurttaştan yararlanılıyor. Örneğin Rusçadan yapılan çeviri çalışmalarında Zeki Baştımar’ın da, cezaevinde olan Nâzım Hikmet’in de bilgisinden, emeğinden yararlanılıyor. Yararsız bürokratik engellere hayat hakkı tanınmıyor. Değeri bilinen insanların yaratıcılıkları güçleniyor. Mutlu oluyorlar. Gençler de hem eğitimin insan birikimi için önemini hem de her şey olmadığını, yalnızca diplomanın insanı yüceltmediğini, kişisel yeteneklerin, yaratıcılığın önemini yaşayarak, tanıyarak öğreniyorlar.

Sabahattin Eyuboğlu anlatıyor:

Sabahattin Eyuboğlu Yücel’in insan ilişkilerindeki yapıcı bir araya getirici tutumundan övgüyle söz ediyor: “Yücel, en sağcı ve en solcu düşünceleri bile, memleketçi olmak şartıyla, hoş görürlükle karşılar, nice aydınlarımızın düştüğü yersiz, memleket için yararsız bağnazlıklara, parlak da olsa verimsiz aşırılıklara düşmezdi.”

Hasan Âli Yücel’in Nurullah Ataç’la arası açıktır. Sabahattin Eyuboğlu ile bir yazı nedeniyle çatışmış ama onu görmek, onunla konuşmak istemiştir. Tanıştıklarında yazıdaki örnek dışında hemen her konuda anlaşırlar. Bu arada söz döner dolaşır Ataç’a gelir. “Nesini beğenirsiniz bu adamın,” diye sorar Yücel. Eyuboğlu, “Her şeyden önce kimseye dalkavukluk etmeyişini” yanıtını verir. Ataç, kırıcı da olsa düşündüğü şeyi doğrudan söylemesiyle ünlüdür. Meğer Ataç, Yücel’in, Atatürk’e dalkavukluk ettiğini söylemiş ama Eyuboğlu’nun bu sözden haberi yoktur.

Durumu bilmeden söylediği bu söz Eyuboğlu’nu çok üzer. “Yücel, Ataç’ın sözünü bildiğimi sanıp bana ne kadar kızsa haklı olurdu. Kızmadı, daha doğrusu öfkesini yendi, benim sevgim, saygım da Yücel’e böyle başladı. (…) Daha sonra Ataç’ın Tercüme Bürosu’na gelmesi gerektiğini söylediğim zaman ‘Keşke gelse’ dedi ve Ataç geldi.” 

Nurullah Ataç, Sabahattin Eyuboğlu, Vedat Günyol daha pek çok aydın birlikte çalışır beş yüze yakın değerli eseri Türkçemize kazandırırlar. Hilmi Ziya Ülken: “Tercüme faaliyeti aynı hızla ve ciddiyetle devam ettiği takdirde on on beş yıl içinde memleketimizin muhtaç olduğu bütün edebiyat ve felsefe klasiklerine sahip olmuş bulunacağız,” belirlemesini yapar. Ne yazık ki Yücel’den sonra ne aynı hız ne aynı ciddiyet kalmıştır.

MUTLULUĞU İNSANLIĞA HİZMETTE BULUYOR

Bireye inanıyor, ama bireyci değil. Halkçı toplumcu. Sabahattin Eyuboğlu’nun şiirsel betimlemesiyle: “Bir kişinin atabileceği dev adımından çok, bin kişinin atacağı insan adımlarını istiyor”

Özverili ve çalışkan… Güçlü bir halka hizmet ruhuna sahip... Mutluluğu ülkesine, milletine hizmette buluyor: “Ben… Güneşin altın sarısından içtiği şarapla mest ve birbirine sokularak bahtiyar bir insanlığın istikbalini kendi milletimin ilerideki mesut günlerinde gören ve bu hayal içinde bütün saadetini bulan biriyim” diyor.

SOBA YAKMAYI ÖĞRETEN BAKAN

Yücel’in alçakgönüllü davranışlarının çarpıcı bir örneğini öğretmen Ali Çuhadar’ın anısından okuyoruz: “Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne geleli bir hafta olmuştu. Basımevinin sobasını yakma görevi bana verilmişti. Çok sevindim.”

Ali Çuhadar’ın köyünde tezek ve odun yakılır. Bu nedenle ilk kez kömür sobası yakacak, bir kutu kibriti bitirir ama kömürü tutuşturmayı başaramaz. Birinin onu izlediğini hissedip başını kaldırır, “bir amca” ona gülümser: “Evladım beraber yakalım mı,” der. Ona kömür sobasının nasıl yakılacağını birlikte yaparak gösterir. Soba tutuşmuştur, tam o sıra görevi veren öğretmen gelir. Devamını Ali Çuhadar’dan dinliyoruz: “Öğretmen amcayı görünce hazır ol’a geçti. Şaşırdım Kaldım! Amca bana ‘allahaısmarladık’ diyerek elimi sıktı. O daha pek uzaklaşmadan öğretmenimin ceketini tuttum, yavaşça, ‘Bu amca kim,’ dedim. ‘Hasan Âli Yücel, lan’ dedi.” 

Hasan Âli Yücel sık sık Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ne gider. Kendisinin orada konuk yerine konulmasını istemez. “Ankara’da işim olmasa her gün burada olurum. Buraya geldikçe dinçleşiyorum. Güç kazanıyorum,” der.

Milleti de onu 58 yıldır ölümsüz ve bilge değerlerinden biri olarak sevgi, saygı ve minnetle anmaya, devam ediyor.

Yararlanılan Kaynaklar:

M. Celâl Şengör, Hasan - Âli Yücel ve Türk Aydınlanması, Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları, 2015, İstanbul.

Feyziye Özberk, Ortakçının Oğlu, Talip Apaydın, Kaynak Yayınları, 2. Basım Aralık 2012, İstanbul.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ölümünün 50. Yılı Anısına, Hasan Âli Yücel, Editör: Kemal Kocabaş, 2011, Ankara.

Hasan-Âli Yücel, Köy Enstitüleri ve Köy Eğitimi ile İlgili Yazıları-Konuşmaları, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı, 1997, Ankara.