fbpx Sözleşmeli Üretici | Ankara Havadis

Sözleşmeli Üretici

Dededen bu yana hayvancılık mayamızda var galiba. Çocukluğum babamın yumurta kümeslerinde folluklara tavukların nasıl bir içgüdüyle gidip mucizelerini bıraktığını izlemekle geçti. Köy yaşamında olağan olup bir kentli için durup defalarca izlenesi bir ineğin doğum sahnesi veya yüzlerce kuzunun dakikalar içinde meleyerek annelerini bulup süt emmeleri veya cami minaresine yuva yapan leyleğin yavrularını besleme anı unutamadığım anılarım. Belki de kızımın küçükken bana taktığı lakap meee doktoru oluşum çocukluğumda biriktirdiğim köy anılarımdan ötürüdür.

2000’li yıllar kasabamda hekimlik yaptığım ilk yıllarım aynı zamanda. Özel bir firma için 50.000 kapasiteli kuluçkahanemizde civciv üretimi yapmaktaydık. Kuluçkahanemizin bahçesindeki uzayan çimleri biçmek için bir makine almayı düşünüyorduk ki; bir abimizin önerisi ben de milat oldu. “ Ne yapacaksın çim biçme makinasını. Ben sana bir keçi getireyim bir yandan bahçeyi biçsin bir yandan mayıslasın(gübrelesin)” dedi ve bu öneri bana çok organik geldi, kabul ettim. Kısa kahverengi tüylere sahip, kulakları dik bizim yörede maltız diye anılan bir yaratıkla tanışıyordum. O sene bahçenin bereketli çimlerinden mi bilinmez keçimiz dördüz doğurdu.  Oğlaklarını büyütüp sütten ayırınca sağdık. Birçok eksik sağıma rağmen 300 litreye yakın süt elde ettiğimizi anlayınca şimşekler kafamda çaktı. Hemen köylülere danıştım . Anlatın bakalım bu süt ile ne olur. Baytar becere bilirsen harika peyniri olur ayrıca dondurmasına doyum olmaz dediler. Keçi virüsü bulaştı ve yetiştiricisi oldum.

2005 yılında Bolu’da özel bir şirketin Sözleşmeli Üretici modeli ile insanların cebinden 5 kuruş çıkarmadan bu deneyimli küçükbaş üreticilerini hayvan sahibi yaptığına tanık oluyordum. Şirketten aldıkları süt keçilerinin bedelini yaklaşık 2 yıl içerisinde süt karşılığı ödeyip hayvan sahibi oluyorlardı. Üstün verimli süt keçilerini belirli bir teminat alarak üreticilere dağıtıp, onlara belirli bir ücret karşılığında süt alım garantisi vererek borçlarını ödeme fırsatı veren ve sonrası her iki taraf birbirlerinden memnun iseler uzatılan sözleşmeler ile mutlu sona eriyordu. Mutlaka karşılıklı faydalanma mevcuttu bu organizasyonda. Şirket  onca hayvanın bakımından kurtuluyor üretici ise köy yerinde yeni bir ekmek kapısı buluyor hem de cebinden para çıkmadan.

Bu modelde eleştirdiğim şirket faydasının, üretici faydasından çok fazla oluşu idi. Üreticiye verilen süt alım fiyatı ile raftaki süt fiyatı arasındaki fark şirketten yanaydı. Bir diğer husus bu üretim kapalı sistem ağıllarda tek düze beslenme ile gerçekleştiriliyordu. Yıllardır Avrupa’nın bizlere modern üretim diye özendirmeye çalıştığı kapalı veya yarı kapalı alanlarda hayvancılık biz de moda oldu. Endüstriyel hayatta başka alternatifimiz yok gözükse de atalarımızın köylerde yaptığı hayvancılığı da teşvik edemezsek vay halimize. Hayvanlarımızın meraları gezerek beslenmeleri, ağızlarına 20-30 çesit otun değmesi  sıradan beslenen hayvanların ürünlerine oranla daha doğal olacağı kesin. Sadece kentlerde biriken potensiyel işgücünü Sözleşmeli Üretici Modeline benzer modeller üreterek teşvik etmemiz gerekiyor.

Günümüzde kapitalist sistemin döngüsünden kurtulamayan bu modeli özellikle kamu kuruluşlarının öncülüğünde kooperatifler ve birlikler oluşturarak yapılandırıp, binlerce üreticimize sunabiliriz. Tarım adına hayvansal-bitkisel üretimi ülkemizde şaha kaldırmak mümkün. Yeter ki bu ülkenin bu işleri planlayacak birikimini harekete geçirelim. Üretim ekonomisinin tek çıkış yolu olduğunu unutmadan söz verelim; Atatürk ile yapıldı, yine yaparız.