fbpx Yanmayan Gemiler | Ankara Havadis

Yanmayan Gemiler

Ülkemizin yaşadığı sıkıntılar, sıkıntıları birlik içinde atlatmamızı motive etmek, durumu yalın biçimde anlatmak için gemi benzetmesi kullanılarak ifade olunuyor. Benzetme gereği her ülke bir gemi ve herkes kendi ülkesinin gemisinde. Bu durumda siz geminin içinde istediğiniz yana da koşsanız gittiğiniz yön geminin yönü oluyor, diyelim elinizi çıkarıp sudan tutarak geminin gidişini etkilemeye çalışmanız yersiz olur. Kimi vatandaşlarımızın çeşitli gerekçelerle bu gemide olmadıklarını belirtmelerini tuhaf bulmamak olanaksız. Kafası omuzları üzerinde olan her canlı, ayaklarının bastığı yerdedir.

Sıkıntılarımız türlü çeşitli. Güvenlik güçlerimiz üstün bir özveri, vatan sevgisi, mücadele birikimi yardımıyla terör ve sınır güvenliği sorunlarını çözmekte. Hükümet ve yerel yönetimlerin, bu üstün başarıyı istismar etmek dışında bir çabasını göremiyoruz. Oysa geçim sıkıntısı hepimizi giderek daha fazla köşeye sıkıştırıyor. Bugün konu aynı zamanda o geminin nasıl yürüdüğüdür.

Gemi lafla yürümüyor. Adı ülkemizin adı da olsa gemi peynir-ekmek gemisidir ve lafla yürümez. Kafası karışık insanları laf kalabalığıyla, ona çatıp buna saldırarak bir tarafa çekebilirsiniz ama aç insanın, hele hele bakmakla yükümlü olduğu kişiler de aç olan insana laf hep boştur.

Bugüne kadar satıp savma, yağma talan temelli neo-liberalizmle varlıkları yokluk eden hükümet ve yerel yönetimler şimdi denizin bittiği yerdeler. Oysa bir gemideyiz.

Yerel seçim için geçen hafta yaptığımız çağrının yankısı gelmeye başladı ve ilk istemler peynir-ekmek gemisinin nasıl yürüyeceğine dair sorulara yanıt aramakta.

Olumludan bakacak olursak, hâlihazırdaki yerel yönetimler istihdam sorunu açısından kalıcı önlemler alma sorumluluğu duymaya başlamış durumdalar. Artık kentte çöp toplamak, park yapmak dışında geçimin sağlanmasına dair bir sorumluluk almak isteğinde gözükmekteler. Ankara Havadis geçen hafta yerel yönetimlerin tohum desteği, yerel salça markası olarak Akkaya Salça’nın Ayaş’ta üretilerek piyasaya sunulması, belediye tesislerinde yabancı ürün satışına son verilmesi gibi üretimin ucundan tutan haberleri verdi.

Gerek Büyükşehir gerekse ilçe belediyeleri düzeyinde üretimin ve istihdamın artık dikkate alınır olması, böyle bir yönetim anlayışının belirmesi zorunlulukların dayatmasıdır.

Hem tartışmaya katkı sunan okurlarımız hem Türkiye’nin içinde bulunduğu zorlu koşulların üstesinden gelme gereği yerel yönetim anlayışında üretime ve istihdama dönük daha temel varsayımların gündeme gelmesini zorunlu kılıyor.

Ankara’da Sincan Organize, OSTİM, İvedik Organize, Siteler gibi üretimin Türkiye hatta dünya ölçeğinde yapıldığı merkezler mutlaka yerel yönetimlerin üst düzey desteğini almalıdır. Adayların bu gibi üretim merkezleri hakkında da kafa yorması, bunların dünya ölçeğinde iş görmelerini sağlayacak destekleri tanımlamalıdır. Ayrıca, Ankara Şeker Fabrikası da her yerel yöneticinin, özelleştirilmesine karşı tavır alınması gereken bir değer olarak açıklanmalıdır. Bu fabrika hem yarattığı doğrudan ve dolaylı istihdam hem de içinde barındırdığı, ülkede eşine az rastlanır büyüklükteki azdırma tezgâhının çalışmasını temin etmek açısından da korunmalıdır.

Ankara’da aynı zamanda kuru ve sulu tarım, hayvancılık bol ve kolayca yapılabilmektedir. Yerel yönetimler hem kontrollerindeki hal, kesimhaneler aracılığıyla hem doğrudan özendirme ve desteklerle tarımın merkezi planlamasını yapmalı, çiftçilerimizin ve besicilerimizin doğru ürünü doğru bilinçle yetiştirmesini sağlamalı, denetlemelidir. Bu hem Ankara’nın hem ülkemizin gıda güvenliği açısından zorunludur. Düşünün ki İsrail satmasa ekecek tohumumuz yok!

Bu bağlamda açıklıkla gördüğümüz, andığımız gemilerin yanmaz gemiler olduğudur. Ne Türkiye gemisi yanar ne peynir-ekmek gemisi. Ama her iki geminin yürümesi de lafa değil üretime bağlıdır. Üreten bir Ankara yerel yönetimlerin de sorumluluğudur. Üretim sorumluluğuna dair zorunluluklarımızı işlemeyi yeri geldikçe sürdüreceğiz.