Yenilmez

Bana sorulsa, hiç kuşku duymadan 15 Temmuz saldırısının bu yazıyı okuyan herkesi dahil ederek, atlattığımız en büyük badire olduğunu söylerim. Saldırının büyüklüğü ve atlatma başarısını göstermemiz, büyük zorluğun üstesinden büyük araçlarla, demire daha fazla demir, çeliğe daha fazla çelikle karşılık vermiş olmamız anlamına geliyor. Korona bundan büyük değil. Ama daha fazla sarstığı kesin. Şimdi cephede doktorlarımız, genetik uzmanlarımız, biyologlarımız, hemşirelerimiz, sağlık teknisyenlerimiz, hastane personelimiz var. Refik Saydamlarla halk sağlığını korumaya çalışıyoruz.

Refik Saydam, Ankara’daki tek röntgen cihazında TBMM Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın röntgenini çekmektedir.

Kütahya-Eskişehir savaşları, adı geçen illerle birlikte kaybedilmiş, İnönü Savaşlarında püskürtülen Yunan Küçük Asya Ordusu aldığı takviyelerle başlattığı saldırıyla Ankara’ya dayanmıştır. İşgal nedir bilmeyen Ankara tedirgin, gitmekle kalmak arasında bir yerlerdedir. Yanında Fevzi Çakmak ile birlikte TBMM Genel Kuruluna giren Mustafa Kemal Paşa, yenilen bir odunun başında kaybedip yok olması, yenilen orduyu zafere taşıması, ne olursa olsun bunu O yapabileceği için, yani farklı amaçlarla ama ittifakla ordunun başına geçmesi isteğine biçimlendirecektir. Belli sınırlar ve süreler için TBMM’nin sahip olduğu bütün yetkileri üstlenmek, askerin ivedi gereksinimlerini karşılayacak çözümleri hızla üretmek, zaferin taşlarını döşemek ister.

Tam bu anda zamanı durdurup, Ulus’taki Meclis binasından çıkıp gözlerimizi çevreye, kulaklarımızı fısıltılara verdiğimizde nelerle karşılaşırız?

Hemen arkadaki Millet Bahçesinden İstanbul’a kadar uzansak, oradan Atina, Moskova, Londra, Paris, Roma’yı gezsek hiçbirisi o anda Meclisteki fısıldaşmalar kadar bizi şaşırtmaz herhalde.

Yenilgiciler vardır örneğin, bunlar hem ne kadar isabetli öngörülerde bulunduklarını kanıtlamaya hevesli olanlardan hem de yenilgiyle kendilerine iktidar olanağı doğacağından heyecanlananlardan oluşur. Başkalarında kuşku vardır, kuşku vardır ya da ne olursa olsun tarafları yenilmemektir. Ama bu yenilgiciler, bütün geleceklerini yenilmek üzerine kurmuştur. Ülke onlara kaybederse bir gelecek sunacaktır. Bu yenilgici, bozguncu kişilikler bundan birkaç yıl önce Yakup Kadri İstanbul’a gelip de karşılaştığı tiplerle aynı kafadadır.

İsviçre’deki tedavisinden güç bela geri dönen ve fiilen işgal altında bir İstanbul bulan Yakup Kadri şunları yazar: “Burası birbirine zıt cereyanların kaynaştığı bir yerdi ve havasına hâkim olan yegâne müşterek his İttihat ve Terakki düşmanlığından ibaretti. Her tabakadan halk, okur-yazarı, okumaz yazmazı başlarını bu belaya sokup kaçanların arkasından lânetler okuyordu ve muhalefet, o eski Hürriyet ve İtilâf muhalefeti toplumdaki bu gönül kırgınlığını kendi lehine kışkırtıp duruyordu. ‘Biz söylemedik miydi? O zaman aklınız neredeydi? Oh olsun size!...’ demek ister gibi bir tavır ve eda takınıyor, bir dil kullanıyordu. Hürriyet ve İtilâfçılar için millî felâketimiz kendilerini haklı çıkaran bir hâdiseden başka şey değildi. Müttefik kuvvetlerin bize ettiklerini âdeta İlâhî adaletin tecellilerinden sayıyorlardı. Düşmanlarımıza karşı hiçbir şey yapmamak ve onların her dediğine boyun eğmek fikir ve içtihatları en ziyade bana istinad ediyordu.

Bu muameleye maruz kalan İttihatçılarsa Meclis’te, o sırada Enver Paşa’nın Batum'da bulunmasından heyecanla yenilgiciliği benimsiyorlardı. Enver Paşa ise o sırada gerçekten bir yenilgi durumunda tek umut olma olasılığını taşıyordu. Buna karşın zafer için birlik olmak yerine mağlubiyetin pususuna yatıyor, ellerini ovuşturuyorlardı.

Korona ile yeniden akla gelen ve Cumhuriyet Devrimimizin ne büyük işler başardığını, bize nasıl bir kök olduğunu anımsatan Refik Saydam neden mi Mustafa Kemal’in röntgenini çekiyordu? Yeniden başladık, daha çok soru ve daha çok yanıt sıralı olarak gelecek. Ama koronaya yenilmemizin pususuna yatanlar hayal kırıklığı yaşayacak, o kesin.