fbpx YEŞİL VATAN MEVZİSİ | Ankara Havadis

YEŞİL VATAN MEVZİSİ

Koreli kalkınma iktisadı uzmanı Chang ve çalışma arkadaşı Grabel, 2004 yılında yayınlanan Kalkınma Yeniden: Alternatif İktisat Politikaları adlı çalışmalarının hemen girişinde şunları yazarlar: “’Başka seçenek yok.’ Bu ünlü beyanatı 1980lerde İngiltere’nin başbakanlığını yapan Margaret Thatcher, yaptığı radikal neoliberal reform programı yüzünden yaygın muhalefetle karşılaştığında vermişti. Thatcher’in verdiği hüküm, geçen yüzyılın son çeyreğinde tüm dünyada iktisat politikası tartışmalarına egemen olan neoliberal dogmacılığın utkulu, kibirli ve dar görüştü tutumunu olduğu gibi yansıtmaktadır. Bu çalışmanın çıkış noktası, ‘başka seçenek yok’ hükmünün temelden ve tehlikeli biçimde yanlış olduğudur. Kitapta ayrıntılı biçimde gösterdiğimiz gibi, neoliberal politikaların uygulanabilir seçenekleri vardır. Bu seçenekler hızlı ekonomik kalkınmayı adil, istikrarlı ve sürdürülebilir biçimde sağlayabilir. Kuşkusuz, bu politika seçeneklerinin kimileri henüz denenmemiş strateji önerileridir. Öte yandan, birçoğunun uygulamada işe yaradığı tüm dünyada kanıtlanmıştır. Bu politika seçeneklerini, başka seçenek olmadığı düşüncesini çürütmek ve şu sıralarda tüm dünyada güçlenmekte olan ‘kalkınmaya sahip çıkma’ devinimine katkıda bulunmak için öneriyoruz.” Bilimsellikten az çok kendine pay çıkarmış herhangi bir bakış zaten ‘başka seçenek yok’ veya ‘tarihin sonu’, ‘ideolojilerin sonu’ gibi uyduruk sözleri dikkate almadığı gibi bu abartılı laflarla kamuoyunu kandıran her kim olursa olsun eninde sonunda utancından yerin dibine geçeceğini bilerek tatlı bir ferahlık da duyar. Chang ve Grabel de neoliberal safsatayı karşılarına alıp yersiz ve verimsiz önermelerini çürütürken daha etkin öneriler sunuyor. Üstelik bunu yaparken de, ODTÜ öğretim üyesiyken 100 Soruda Planlama, Kalkınma ve Türkiye çalışmasını hazırlayan Yalçın Küçük gibi atıf noktası olarak Marksizmi kullanmıyorlar. Rus kalkınma uzmanlarından Galushka ve Niyazmetov ise paranın dolaşıma girmesi üstünde oluşturulacak bir denetim düzeneği ile ABD’nin yıllardır parayı değişim aracı olmaktan çıkarıp meta biçimine dönüştürdüğü mafya yaklaşımının karşısına yeni bir dolaşım düzeneği önererek kalkınma için araç geliştirmektedir. Bu öneri şu an, Chang’in belirttiği ‘denenmemiş seçenekler’ arasındadır. (Teori Dergisi, sayı 353, Haziran 2019). Bütün bu kalkınma yaklaşımlarının neoliberal politikalardan farkı sırtlarını ‘büyüme’ sayılarına değil ‘kalkınma’ gibi bütüncül bir kavrama dayamış olmalarındadır. Daha da öz söylersek, ki aslında daha özünü ‘Üretim Devrimi’nin anahtarı ‘Devletçilik İlkesi’dir’ başlıklı ve ağda erişilebilir yazısında sayın Semih Koray yazmıştır, kalkınma insanı merkeze koyarken neoliberalizm sayıları, kârı esas alır. ODTÜ ormanına beton dökülürken neoliberalizmi ıskalayanlar arasında altın madeninin Kaz Dağlarına birkaç kilometre uzakta kaldığını ileri sürüp neoliberalizme koltuk çıkmanın nasıl büyük bir hata olduğunu halkın tepkisi herhalde göstermiştir. Kaz Dağlarına yapılan ‘büyüme’ heveslisi neoliberal saldırının Türk Milletine ve Türk ekonomisine, içme suyuna karışma olasılığı olan siyanürün bir damlası büyüklüğünde yararı olmayan bir talanın aklı başında ekonomik gerekçelerle açıklanması olanaklı değildir. Bilimsel açıdan yukarıda anılan birkaç örneğe yarım günde birkaç bin örnek daha eklemek de son derece olanaklı. Kaz Dağlarındaki altın madeni, kendisinin yaşadığı ve yaşayacağı bir yer olmadığı için verdiği tahribatı umursamayan Kanadalı bir şirketin barbarca girişimidir. Necip Hablemitoğlu’nun Türkiye’nin kendi altınını çıkarmaması için Alman vakıflarının nasıl çalışma yürüttüğüne dair çalışmaları aklımızda. Ancak biz bugün ülkemizin doğal varlıklarına, Ergene Nehrine, İzmit Körfezinin balıklarına, kıyılarımıza, ormanlarımıza, dağlarımıza ‘söz’ vermiş bulunuyoruz. Bu sözü verirken de kalkınma ve çevre arasında bir gerilim olduğunu biliyorduk. Bu bilgimizin yanında neoliberallerin aksine kalkınmayı talanda, barbarlıkta değil de insanda gören andığımız yaklaşımlarda, yetişmiş insan gücünde gördüğümüz gerçeği de var. Cumhuriyet Devrimini savunanlar, ağanın marabalığından, tarikatın/cemaatin mensupluğundan, sömürgecinin aşağılayıcı tavrından kurtulan, bireyleşen insanın eline baltayı kapıp ormana dalmayacağına, bilim, teknoloji, sanat, siyaset üreteceğine güvenmektedir. Hem aydınlanma hem bağımsızlaşma savaşının herhangi bir yerinde ormanların, ırmakların, dağların yağması, onarılmaz biçimde yaralanması yer almaz. Kaz Dağlarında verilen savaşım yalnız doğayı, ormanı koruma değil, aynı zamanda neoliberal büyümeciliğe karşı kalkınma, emperyalizme karşı bağımsızlık, bencilliğe karşı elseverliğin savaşımıdır. Komşusunu, mahallesini, köyünü, kentini, ilini, ülkesini seven her kimse o Kaz Dağlarında mevzidedir. Nasıl ki rivayet olunur Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi bir dağın üstünde ve herkesin kafası uyuşturucudan hamurdur, şimdi Türk Milletinin Kaz Dağlarında herkesin iman dolu göğsüne bol oksijen dolmuş, beyne tertemiz giden kan emperyalizm ve neoliberal politikalara başkaldıran kıvrımları coşturmuştur. Türk Milleti bugün Mavi Vatanı ile birlikte Yeşil Vatanı için de mevzidedir.