Yurdumdan Kadın Manzaraları - 1

   Gerçekler acıdır. Türkiye’de kadın manzaraları da. Ben kendi gördüklerimi, 10 yıl önce Çocuk Cerrahı olarak zorunlu hizmetimi yaptığım Siirt’te gördüklerimi, yazacağım. On yıl içinde Siirt’te, kadınlarımızın hayatında çok bir değişiklik olduğunu sanmıyorum.

   Anlatacaklarımı, çok olduğu için ikiye böldüm, iki hafta boyunca, iki yazı ile paylaşacağım sizlerle.

   Siirt Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde ameliyathaneyi kadın-doğum doktorları ile ortak kullanıyorduk. Tek anestezist her iki bölümün hastalarını da uyutuyordu. Vaka arası, dinlenme odasında kendi ameliyat notumu yazarken Anestezist arkadaş geldi ve sezeryan vakasında yaşadıklarını anlattı:

   Dördüncü çocuğunu doğuran 20 yaşındaki kadın, riskli gebelik olduğu için ilçeden sevk edilmiş, sezeryana alınmış. Anestezi belden aşağısına verildiği için bilinci açıkmış, anestezist arkadaş da onu sakin tutmak için muhabbete başlamış:

“Siirt’e daha önce geldin mi?”

“Hayır”

“İlk gelişin. Peki, geldiğin ilçe nasıl bir yer”

“Onu da ilk defa gördüm, zaten hemen sevk ettiler.”

“Köyden mi geliyorsun?”

“Köyden geliyorum.”

“Köyün nasıl bir yer?”

“Bilmem. Ben evden çıkamam ki, eşim izin vermez.”

(Burada bir duraklama olur anestezist arkadaşta)

“Akrabalarına gidebiliyor musun peki?”

“Eşim izin verirse bazen eşimle babamlara gideriz”

“Türkçen gayet iyi, okulda mı öğrendin?”

“Hayır, televizyondan”

“Demek televizyon izliyorsun”

“Babamın evinde izlerdim, artık kocam izin vermiyor”

Anestezist arkadaş daha devam edemeden oradan ayrılmış.

   Siirt’te kadınların ortalama 10-11 çocuğu olurdu. Kadın-doğum doktoru arkadaşlar “İlk adetlerinden sonra bu kadınlar adet görmez, menapoza kadar ya doğurur, ya emzirir” derlerdi, yarı şaka yarı acı. Çocuklar ardı arkasına olduğu için, anne de çoğunlukla gebe olduğundan ablalar bakarlardı çocuklara. On yaşındaki kızın, kucağındaki bir yaşındaki kardeşini ustalıkla ama yana eğilerek nasıl taşıdığını hatırlarım. Anneler ise ruhsuzlaşmıştır, gözlerinin parıltısı gitmiştir; boş bakışlar, umutsuz duruşlar ve edilgen bir tavırla dolaşırlar. Anlatılmaz yaşanır. Boş bir kabuk gibidirler. Oysa okullu ablaların ışıltılı yüzleri vardır, evlenene kadar.

   Kızlarımızı, kadınlarımızı okutmak gerek. Yoksa cehaletleri çocuklarının hayatına da mal olabiliyor. Zorunlu hizmetin ikinci haftasında acile bir bebek geldi. Sünnetçi sünnet etmiş (köyün yaşlı kadınları yaparlardı sünneti), ama kanama başlamış ve durmamış. Kanamayı durdurmak için ameliyata aldık ama damarları yaksak kılcallardan, her yerden kanıyordu çocuk. Zor bela kanamayı durdurduk. Aileye kızdım, ‘neden doktor değil de sünnetçiye sünnet ettirdiniz?’ diye. Anlattılar: Ailenin ilk çocuğu da erkekmiş, onu doktora sünnet ettirmişler. Sünnet sonrası eve getirmişler, akşam kanaması başlamış. Babası askerdeymiş, annesi ise hiçbir şey yapamamış. Çocuk sabaha kadar kanamış ve ölmüş. Annesi ya bir şey yapması gerektiğini (doktora götürmek, yardım istemek, telefon etmek) bilememiş ya da yapamamış, çekinmiş. Sonuç bebeğin ölümü olmuş. Bana “Doktor sünnet etti, çocuğu kaybettik, o yüzden bunu doktora sünnet ettirmedik” dedi amcası. Desen ki “Doktorun değil, kanaması olunca bebeği hastaneye götürmeyen annenin suçu bu”, annenin başına kim bilir neler gelir. Dehşetten gözüm büyüdü; ameliyat ettiğim hastam da, ölen önceki çocuk da hemofili hastası idi. Acilen Batman’daki kan bankasını aratıp plazma istedim. (Siirt’te kan bankası yoktu. Birkaç yıl sonra ‘kan bankası açıyoruz’ diye büyük merasimler ile o zamanın Başbakanı bir bina açtı ama kan bankası gene kurulamadı. Her şey lafta, gösterişte kaldı.) Çok şükür, hastam tekrar kanaması olmadan iyileşip büyüdü. Sonradan en yakındaki Çocuk Hematoloji bölümünden (Urfa’daki) tanı aldı. Sevki için çocuk doktorları yerine bana uğrar oldular.

   Bir gün dokuz aylık bir bebek getirdiler, vücuduna sıcak su döküldüğü için yanık olmuş. Kolu, gövdesinin yarısı, boynu ve bacağının bir kısmı yanık. Yatırmam gerekli, acilen bol sıvı başlamam (damardan), antibiyotik, ağrı kesici vermem, yara bakımı yapmam gerek. “Hocam, yatış yapılamıyor” dediler. Annesi yaşı nedeniyle evlenemiyormuş (daha yeni 16 yaşına basmış, en az bir buçuk sene öncesi evlense 14 yaşında evlenmiş oluyordu), resmi nikah yapılmamış, çocuğa da nüfus cüzdanı çıkartılmamış. “Ben anlamam, bir yolunu bulun” dedim, çocuğu alıp servise çıktım, tedavisine hemen başladım. Sağ olsunlar, ikiletmediler. Birkaç gün sonra baba nüfus cüzdanı ile geldi: Baba 40-50 yaşında, anne 16 yaşında. Hızlıca resmi nikah yapabildiğine göre ya diğer eşleri ile resmi nikahı da yok, ya da eşi yeni ölmüş.

Devamı haftaya…