fbpx Yüzlerine Bakamıyorum | Ankara Havadis

Son Dakika

Yüzlerine Bakamıyorum

“Yüzüne bakamıyorum çocukların”, diyor bir ilköğretim savaşçısı, bir eğitim öğretim neferi: "(...) Çocuklarınızın beyni yıkanıyor. 15 yıllık eğitimciyim, bu işe severek girdim. Çocuklardan çok şey öğrendim. Ama şunu fark ettim ki okul tamamen ticari bir hapishane. Çocukların şu an oralarda beyni yıkanıyor. Saçma sapan bir sisteme adapte etmeye çalışıyorlar çocuklarınızı. Artık çocukların yüzüne bakamıyorum.” diye bir video çekip daha hayatının baharında iken alnına dayıyor silahı İnan AVŞAR. Çünkü yeni sistem, elini kolunu bağladığı için eseri olacak çocuklara gereksinim duyulan aydınlatıcı bilgiyi yeterince aktaramıyor.

Bu sistem aynı zamanda (Parçalı Eğitim, tek başına bilgiye erişim...) çocukları yalnızlaştırıyor, o tomurcuk gülleri kurutup köreltiyor. Yalnız çocuklar değil, öğretmen de yalnızlaştırılıyor; eli kolu bağlanıyor, geleceğin kurucusu olamıyor öğretmen. İlk öğretim  kitaplarda bilime ters düşen, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırı niteliğinde bilgilere, görsellere yer veriliyor. Öğretmen değersizleştiriliyor. Artık, sınıfta öğretmenle dalga geçenler mi, öğretmenine el kaldıranlar, hatta küfredenler mi dersin! Hani geleceğin kurucusu öğretmen, en saygın kişi olacaktı!

Hatırlıyorum da bir okulda teftiş sonrası öğretmenlerle müfettişlerin katıldığı ortak bir toplantı düzenlenmişti. Başmüfettiş, öğretmenlerin ders işleyişini beğenmemiş olacak ki bizleri eleştirmek yerine kınamaya başladı. Ben de parmak kaldırıp “Efendim görüyorum ki; öğretmenleri ders verme teknikleri bakımından çok yetersiz buluyorsunuz. Sizler bize seminer niteliğinde örnek ders verin de öğrenelim” deyince hiddetlenip bana karşı sert konuşmaya başladı. Koca salonda çıt çıkmıyor, herkes bana bakıyordu. Çalıştığım okul, bir özel okuldu ama İnan öğretmenin okulu gibi değildi: Öğretmen değerli, eğitim öğretim de bilimsel bir aydınlanma aracıydı.  Kurucumuz, hemen söz hakkı isteyip konuşmaya başladı:

Sayın müfettişim, ben ortaokuldaydayken  Okulumuz teftiş geçiriyordu. Sıra bizim sınıftaymış. Öğretmenimiz elinde iskeletle içeri girdi. İskeleti asar asmaz müfettiş kapıda göründü. İskeleti, ters asmıştı Öğretmenimiz, ders anlatmaya başladı. “İşte çocuklar Kafatası” diyerek ayak kemiklerini göstermesin mi? Heyecanlı bir yapısı olan öğretmenimiz, neye uğradığını şaşırdı. Eli ayağı birbirine dolanmış; bizlerse gülmekten kendimizi alamamıştık. Nereden nereye gelmişiz, sevinelim ki bugün öğretmenlerimiz bizi sorgulama cesareti gösteriyor.

Evet, eskiden öğretmene değer verilirdi. Hele Köy Enstitülü öğretmenlerin çoğu başa tac edilirdi. O oranda da yükselişe geçmişti Türkiye. Ata’mız da “Unutmayınız ki cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir.” Diye uyarmıştı ulusunu.Oysa günümüzde bir öğretmen, eğitim öğretim sistemindeki hatalar yüzünden intihara sürükleniyor. Affet bizi İNAN Öğretmenim, affet bizi! Bir öğretmen, bir vatandaş olarak demek ki bizlerin de hataları oldu ki bugünlere kaldık.

Şu da unutulmamalı; asıl “öğretmen”, öğretmenlik sıfatını alnında bilimin mührü gibi taşıyanlara denir. “Ulusları kurtaranların yalnız ve yalnız öğretmenler” olduğu sözü, aklımızdan hiç çıkmamalı canlar.