Bağlamanın Teli Neyin Deliği

Uygarlığın doğması sevginin, aşkın kalıbına, kılcalına da etki etmiş. Öncesini bilmiyoruz. Orhun Yazıtlarında aşk var mı acaba? Ya da aynı abecenin kullanıldığı Güdül kayalarına kazınan dert aşkın neresinde?

Göbeklitepe’nin buluntuları bize aşk hakkında ne diyecek? Muazzez İlmiye Çığ, Gönül Tekin bize tarih kadar aşkın uygarlıkta kat ettiği yolu anlatır aynı zamanda. Tarih, aşkı aşıklara bırakır, topluma mal olan kısmını ele alır. Truva’da Helen mi eskidir yoksa Dumuzi ile Orta Asya’ya gide efsane mi? Belki de hepsi aynı hikayenin başka anlatımlarıdır.

Anlatımın küçük farkları bize uygarlığın izini sürdürürken aşkın insanı aşıp insanlığa yol açtığı görkemli ve büyük anlatılara dönüştüğü uğrakları da gösteriyor. Bu uğrakları sinema ile şölene çevirebildiğimiz bir çağda aşkın toplumu ayaklandıran uğrağı bir film olabiliyor. Ama insanlık yeni uğraklara doğru yol aldıkça insanı aşan aşkı başka türlü buluyoruz.

Nasıl Methedeyim Sevdiğim Seni

 

Nasıl Methedeyim Sevdiğim Seni

İstanbul Bursayı Değer Gözlerin

Arasam Bulunmaz Ruhi Revanı

İzmiri Konyayı Değer Gözlerin

 

Hüsnüne Yakışır Yusuf Nişanı

Seni Sevenlerin Artar Efkarı

Karsı Ardahanı Erzurum Vanı

Belhi Buharayı Değer Gözlerin

 

Ben Seni Severim Ezel Ezeli

Bana Cefa Etme Dünya Güzeli

Bağdatı Basrayı Acem Şirazı

Büsbütün Dünyayı Değer Gözlerin

Orta Asya’nın derinlerinden, diyelim Karız su tünellerinin beş bin kilometre gidip Tanrı Dağlarından çıkan suyu vardırdığı yerlerden yola çıksak, hem şu yukarıdaki harfleri hem kopuzu, neyi ve uygarlığı bir arada İzmir’e kadar sürebiliriz. Güdül kayalarındaki yazıların karşısındaki yamaçta koyunları otlatan çobanlar da Buhara’dan gelmiş. Mesafeyi, çağların kültürünü taşıyan insanın sırtında taşınan çağlarca yükün menzili gibi düşünürsek büyük şeylerden konuştuğumuz anlaşılır.

Onca çağların süzüldüğü Buhara, Bağdat, Basra, Bingöl’de bulduklarımız değil midir? Çağlarca yük bağlamanın telinde, neyin deliğinde değil midir?

Şu türküde methedilen güzellik, aşk bugün Batı Asya, yükselen Avrasya değil midir?

Kimin dilinde, kimin sazında?

Uygarlığın eğitimle sonraki gelene disiplin içinde aktarılması konusundaki görüş kuşkusuz yerindedir. Ama bu tek yol değildir. Bir diğer yol da gönlünü gönlünce çağlara vermiş, dostun, eşin, çocuğun değil çağların aşıklarıdır.

Ankara’nın iki aşığı Volkan Koray Durgun ve Özgür Seyit Sever, Karız sularının vardığı yerden kah çobanla kah boylarla çağdan çağa taşınan uygarlığın, sorunlar ve bulunan yolların birikimini bağlamasında, neyinde taşıyan, teliyle yüreğimizi titreten, nefesiyle gönlümüzü ferahlatan iki aşık.

Gönül Tekin ya da Muazzez İlmiye Çığ aslında onların tellerinde ve nefeslerinde taşıdıklarını keşfettikçe bizi tarihimizle buluşturuyor. Bilim buradan yol alırken toplum da Hızır Paşa kapıları kapattıysa o kapıları açtırabileceğini, Şah’a gitmenin yolu olduğunu bilerek gitmez mi yarına? Yoksa Silivri duvarları nasıl yıkılırdı? 29 Ekim 2012’de Ulus’ta Cumhuriyet Bayramı nasıl kutlanır, o barikatlar nasıl açılırdı?

İnsana, topluma, doğaya, ülkeye aşık olsak da ne olduğumuzu ne yapacağımızı bize ancak çağların aşıkları anlatabiliyor, gösterebiliyor.

Tanıma onuruna eriştiğim bu iki aşık karşısında duyduğum mutluluğu dillendirmek olanaklı değil. Önerim, onları bulmanız, dinlemeniz, çağlara doymanız, çağlarca dolaşmanızdır zamanda.