fbpx Medeni Kanunun İki Milli Karakteri | Ankara Havadis

Son Dakika

Medeni Kanunun İki Milli Karakteri

Devlet, ‘hukuk yapar’ soyadıyla birlikte doğmuştur. Devlet olmanın ilk göstergesi kural koymaktır ve o kural hukuk olur. Hukuku devlet dışında uygulayabilen bir güç yoktur, olursa devlettir. Hem Hammurabi Kanunları yazılı ve bütünlüklü olması nedeniyle bir dönüm noktası olarak ele alınır ama biz rahatlıkla bundan önce de kanunların çıkartılmış olduğunu varsayabiliriz. Örneğin Göbeklitepe’de, yani on iki bin yıl kadar önce bir düzen kurulabilmişse kanun vardır. Roma İmparatorluğu Kadeş Anlaşmasının yapıldığı topraklara genişlediği zaman, bugüne kadar kendi adıyla anılacak hukukun kaynaklarına da erişmiş oluyordu. Roma İmparatorluğunun üç büyük kentinin Roma, Ankara ve Antakya olduğunu anımsarsak bu durumun açıklığı daha da netleşir.

Hukuk aynı hükümranlık içindeki kişilerin birbirleri ve kamuyla ilişkisini düzenlemek yanında devletlerin birbiriyle ve bir uyruktakinin bir başka hükümranlıktaki konumunu da düzenlemiş. En genel örneğini kapitülasyonlarda gördüğümüz durum hukuk geçişkenliğini gösteren bir örnek niteliğindedir. Öte yandan, devlet ve hukukun köklü, birbirinin ayrılmaz parçası olan kurumlar olmaları monoton oldukları anlamına gelmez. Örneğin Fransız Devrimi devletin el değiştirmesi, hukukun sil baştan yapılmasıdır. Ay adları bile değişmiştir.

Türk Medeni Kanunun kabul tarihi olan 17 Şubat 1926 birçok nedenle sarsıcı bir olgudur.

Bu sarsıntının etkisi altında kalmayı sürdüren bir kısım, kanunun İsviçre’den alınmış olmasını bir eleştiri konusu yapmakta. Bu eleştiriyi son derece temelsiz yapan olgu, kişiler arasındaki ilişkileri çağdaş ilkelere göre düzenleme amacıyla yapılan ilk düzenlemenin Gülhane Fermanı ile başlamış, bu fermanın içeriği batıdan sağlanmıştır. Sonrasında da, Prof. Bilge Öztan’ın medeni hukuk hakkında verdiği genel açıklamalara göre Osmanlı İmparatorluğu’nda ticaret hukuku ve usul hukuku alanlarında yabancı ülke kanunlarını esas alan düzenlemeler yapılmıştır. Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon ise ülkedeki dağınık hukuk kurallarını fıkıh esasları temelinde Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye olarak derleyerek kanunlaştırmıştır. İslam hukukunu, İslam dininin kaynaklarına göre kuran disipline İlm-i Fıkıh, bunun tespit ettiği kurallar bütününe de Şeriat denir. Yani burada da bir iktibas vardır. Bu kanunların yürürlüğü Mithat Paşa’nın uğruna can verdiği Anayasa gibi ömürsüz olmuş, güven veren bir uygulama olanağı bulamamışlardır.

Kurtuluş Savaşımız sonrasında toplum yaşantısının, 1810'lara kadar geriye götürülebilecek çağdaşlaşma çabalarına fark atan düzenlemesi ortaya çıkmıştır. Önce, var olan ilişkilerin dayanaklarını kanunlaştırmak yolu izlenmişse de bunun pratik olmadığı çabuk anlaşılmıştır. Dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey İsviçre Medeni Kanununun çevrisini yaptırarak yürürlüğe konmasını sağlamıştır. Bu kanunsa, yukarıda bahsettiğimiz hukuk geçişkenliği kapsamında dayanaklarını Kadeş Antlaşmasına kadar götüren bir temele sahip. Ama buradaki eylemin asıl belirleyici özelliği, yine Prof. Bilge Öztan’dan aktararak, devrimci saikle kanunlaştırma yoluna gitmiş olmasıdır. Bu, hukuk alanında bir devrimin ivediliği göz önünde tutularak kanunlaştırmadır.

Burada, Türk Medeni Kanununda görmemiz gereken iki milli karakter ortaya çıkmaktadır. Birincisi ve devrimin hemen görülebildiği kısım, geri, köhnemiş, çağa yanıtsız bir sistemin, Orta çağın tasfiye edilmesidir. Türk Medeni Kanunu kendinden önce, düzenlediği ilişkileri düzenleyen ne varsa onu ortadan bıçakla keser gibi kaldırmıştır. Bu bağlamda, gerici feodal-Orta çağ ilişkilerine karşı çağdaş ulus-devleti merkeze alan bir devrimin yasasıdır.

Aynı kanunun diğer milli yanı ise uluslaşmadaki belirleyiciliğidir. Kanun bir kısım için değil herkes için öngörülmüştür. Herkese hak ve fiil ehliyeti tanınması Kanunun eşitlikçi karakterini gösterir. Her bireye eşit tanınan haklar ve özgürlükler, çağcıl bir devletin yurttaşlarını tanımlar. Laik ve devrimci niteliği de onun bu anlamdaki milli karakterini berraklaştırır. Bu ikili milli karakteriyle Türk Medeni Kanunu bir iktibas meselesi değil bir başı diklik olanağıdır.

İnsanlık birikiminin damıtılmış halini alıp bunu daha da damıtan, ulusu üzerinden insanlık birikimine katkı sunan Türk Medeni Kanununun yürürlüğü, Türk Devriminin kesintili, inişli-çıkıntılı gidişatında kesintisiz bir istikrarı temsil ederek de ayrıcalıklı bir yerde durmaktadır.

2. Mahmut’tan başlayarak çağı yakalama, ülkesini kalkındırma-geliştirme çabasında olan Koca Reşit Paşa, Genç Türkler, Mithat Paşa, İttihatçılar, Mahmut Esat Bey, Kurtuluş Savaşımızın aziz kahramanları ve büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ü büyük eserleri önünde saygıyla eğilerek, minnetle anıyorum. 

(Sakarya ile devam edeceğiz.)