Son Dakika

mevlana et tavuk, ankara havadis

 

Memleket İsterim

Profile picture for user Meliha Ünlü

Bu koronavirüs, bütün dünyayı kıskacına aldı. Çok zor bir dönemden geçiyoruz. Daha dün İtalya’ya acırken bugün, virüsün hızla yayılmasında İtalya’yı da geçtiğimiz söyleniyor. Kısacası, bütün dünya tehdit altında. Peki ne yapmalıyız?

Bugün itibariyle, küresel ölçekte hayatını kaybedenlerin sayısının 24 bin 077'ye yükseldiği bildiriliyor. Bu virüse yakalananların sayısı ise 532.788’e ulaşmış. Elbette her ülke büyük önlemler almak zorunda. Peki birey olarak, bir vatan toprağının insanı ya da dünya halkları olarak ne yapmalıyız? Bizlere de en az görevliler kadar iş düştüğünün, bu görevi ihmal etmememiz gerektiğinin farkında mıyız? Dünyayı sarsan bu tehlike; umarım insanlığı birbirine yaklaştırır. İnsanlık; kırımdan, soymaktan, sömürmekten, 'yalnız ben ben!' diye haykırmaktan, kibirden, saltanat kavgasından uzaklaşır da hep birlikte el ele veririz.

Ey kapitalizm! Daha ne zamana kadar sürdüreceksin bencilliğini? Benliğin tutsağı olmaktan hiç vazgeçmeyecek misin? Sana ne kazandıracak birilerini ezerek, ağlatarak, kan emerek, bomba atarak, can alarak zenginleşmek? Böylesi bir zenginlik en büyük yoksulluk, en acı yoksunluktur. Siz; ne baharın, çiçeklerin, kuşların ne börtü böceğin ne balıkların ne dal veren ağaçların dilinden anlarsınız; ne pamuk şekeri bulutlar sağaltır yüreğinizi. Suyun sesi bile sadece para sesini hatırlatır sizlere... Dağlarda ceylanları avlamak, canlıları yok etmek gururunuz mu sizin?

Yalnız emperyal hazretlerine seslenmiyoruz tabii? Nerede bizim o erdemli kimliğimiz, imece kültürümüz? İnsana saygımız nerede? Bugün bir arkadaşımla telefonla görüşürken “Çocukluğumu ve gençliğimi çok özledim!” dedi. Evet, ben de özlüyorum doğrusu. O kültürü özledim: İnsandık, gerçek insandı büyüklerimiz. Kimin derdi varsa ona koşulurdu, herkesle güler konuşurduk. Hainlik çok azdı.

Yalnız insana değil hayvana da değer verilirdi. Annesi hastalıktan ölmüş bir yavru kuzumuz vardı, meleyerek annemin peşinden koşardı. Annem nereye gitse o, oradaydı. Annem ona öyle güzel davranır, öyle severdi ki onu, o da annemi anası sanıyordu. Babam, atı Aloş’a oğlu gibi davranırdı. O da babamdan başkasını sırtında taşımazdı, izin vermezdi binmelerine. Şimdi bakıyorum da köylerde de kalmamış bu sevgi. Bırak hayvan sevgisini, insana duyulan sevgi bile yitirilmiş. Varsa yoksa para: Dost para, kardeş para, arkadaş para! Ardından toplumca düştük dara! Düştük bu dara...

Aile kültürü bile yok edildi. İnsanın insana güveni kalmadı. Umarım bu korona,bu tehdit bizi bize yaklaştırır da bir işe yarar.  Şimdi, gece gündüz aynı ortamı paylaşmak zorunda kalan aile bireyleri birbiriyle yakınlaşır. Çocuklarla ana baba arasında, kardeşler arasındaki bağlar yeniden güçlenir. Paylaşma, yardımlaşma geleneğimiz yeniden canlanır. El ele tutuşuruz halaylarda, koronayla erir iftiralar da... Haydi dostlar!

Bir Bakmışız, her şey düzelmiş, güzellikler sarmış dört bir yanımızı. Öyle günler gelmiş ki  canlar, çocuklarımız güvenle dolaşıyormuş sokaklarda, gözümüz arkada kalmadan. Arkadaşımızın gözyaşını silmişiz, hatta hiç tanımadığımız birilerinin... Bir lokma ekmeği komşumuzla paylaşır olmuşuz. Sular durulmuş, berrak berrak akıyormuş. Silah tacirleri yok olmuş, insanın tek derdi normal bir ölüm olmuş.

Cahit Sıtkı TARANCI’nın dediği gibi bir memleket isterim:

 (...)
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.  (Cahit Sıtkı TARANCI)