Son Dakika

Resneli Niyazi Bey ve 1908 Devrimi

1908 Hürriyet Devrimi’nin ilham kaynağı tüm dünyayı sarsan 1789 Fransız Devrimi’dir. 1908 Devrimi, aynı zamanda 1876’da ilan edilen Birinci Meşrutiyet’in devamıdır. 1908, milli ve demokratik bir devrimdir. Kendinden önceki devrimlerden; 1905 Rus, 1906 İran devrimlerinden doğrudan ve dolaylı olarak etkilenmiş; ayrıca 1909 İran, 1911 Çin devrimlerini de etkilemiştir.

1908 Devrim’i tarihçilerce, kalıcılığı ve etkileriyle; 1905 Rus, 1909 İran, 1911 Çin devrimlerinden, daha başarılı bir devrim olarak değerlendiriliyor. İran’da ilk meclis Ekim 1906’da açılıyor ama uzun ömürlü olmuyor. Büyük mücadelelerden sonra 1909’da İran’da Meşruti yönetim yeniden ilan ediliyor.

Bizde devrimin öncüleri aydınlar ve askerlerdir. İran’da ise bizden farklı olarak din adamları önder konumlardadır. İki ülke tahlil edilirken bu önemli fark dikkate alınmalı. Birbirine yakın tarihlerde devrim yaşayan Türkiye, İran ve Çin yarı-sömürge durumunda olan üç Asya ülkesidir. Ayrıca bu üç ülkenin önemli diğer bir ortak özelliği, büyük imparatorluk mirasına ve köklü uygarlık birikimine sahip olmalarıdır. Bu özellikleri: yani devlet geleneği ve bağımsız yaşama, kültür birikimi, onların devrimlerinin güç aldığı kaynaktır. Bu büyük birikim günümüzde bizim de geleceğe umutla bakmamızı sağlayan gücümüzdür.

İşte bu önemli devrimin ilk kıvılcımını ateşleyen kahraman, Resneli Niyazi Bey’dir. Niyazi Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin en fedakâr ve disiplinli önderlerinden biridir. Tüm dünyada tanınan adlandırmayla bir “Jön Türk” yani Genç Türk’tür. Giydiği başlıkta “Vatan Fedaisi” yazar.

Niyazi Bey’in yaptığı kahramanlık neydi? O, ölümü göze alarak Padişahın istibdat yönetimine: Hürriyet, Adalet, Eşitlik ve Kardeşlik isteyerek isyan etti. Üstelik O, bu devrimci başkaldırıyı, örgütünün (İttihat ve Terakki Cemiyeti) onayı ve desteğiyle iki yüz asker-sivil kişiyle birlikte başlattı. Atacağı adımları, yapacaklarını tümüyle önceden tasarladı, planladı. Hep halka saygılı devrimci bir önder olarak davrandı. Disiplinsizliğe izin vermedi.

Niyazi Bey, 9 ay önce evlendiği eşini, kız kardeşini ve kız kardeşinin çocuklarını emanet ettiği bacanağı Manastır’da, Kaymakam (Yarbay)İsmail Hakkı Bey’e: “Alçakça yaşamaktansa ölmeyi seçtim. Onun için mavzerlerle silahlı 200 vatan çocuğu ile vatanım için ölmeye gidiyorum” diye yazıyor. 

Tanınmış tarihçi yazar Feroz Ahmad, İttihat ve Terakki 1908-1914, adlı kitabında o dönemi dikkate alan, çok haklı bir saptamayla, “Bu sözleri melodramatik olarak nitelememek gerekir” diyor ve ekliyor: “Böyle bir maceranın vatanın kurtarılmasıyla değil, Niyazi’nin ölmesiyle sonuçlanmasını beklemek daha akla yakındı.” 

Eşine veda mektubu: “İki gözüm!”

Resneli Niyazi’nin evinden ayrıldıktan sonra eşine gönderdiği veda mektubu bugün neredeyse unutulan çok güzel bir sevgi sözüyle başlıyor: “İki gözüm!” Enver Bey’in babasının, oğluna yazdığı mektupta da benzer bir giriş cümlesi vardır: “İki gözüm nuru aslan evladım…” 

Mektubun izleyen cümlelerinde Niyazi Bey, eşinden mücadelesini anlamasını, destek olmasını istiyor. Vatan olmadan sevginin de anlamlı olmayacağını anlatıyor. “Sana pek kıymetli bir yadigârım olmak üzere gönderdiğim şu veda mektubumu gayet soğukkanlılıkla sevine sevine oku! Ve okudukça sevincini ilan et! Sakın ağlama! Hatta hiç sıkılma! Beni Allah’a emanet et, bilakis iftihar et! Sen bahtiyarsın! Zira dünyanın en muhterem bir kadını sen olacaksın! Bunun için gayet serinkanlılıkla oku.

“Sakın hatırına başka bir şey getirme! Bildiğinden ziyade seni severim. Ve senin ismet ve namusunu düşünerek şu fedakârlığı göze aldım.

“Şu fani dünyada ölüme mahkûm olan insanların mukaddes vatanımızın uğradığı şu felakete herkes gibi seyirci olarak yaşamayı pek hakir gördüm.

Bizi bu vatan besledi, büyüttü. Vatan olmasa biz de yokuz demektir. Gerçi seni çok severim [fakat] toprak ve vatanımızı dünyada her şeyden ziyade severim. Neye yarar, her bir şey yine onların varlığıyla kaimdir.

“Bâki: Ya ölüm ya vatanın kurtuluşu.

Vatan fedaisi Kolağası zevceniz.”

Niyazi Bey, dağa çıkma kararını verdiğinde, hiç şüphe yok ki bu hareketinin 25 gün sonra başarıya ulaşacağını tahmin etmemişti. Ama er geç başarıya ulaşacak,haklı bir dava için ölmeyi göze almıştı. Nitekim hiçbir devrim, uğruna gözünü kırpmadan hayatını veren fedailer olmadan başarılamaz. Türk Devrimi bu açıdan ele alındığında hiç şüphe yok ki Dünya devrimleri içinde ilk sıralarda yer alır.

Niyazi Bey’in yanısıra Enver Bey’in daha pek çok asker, aydın ve halktan kişilerin, isyana katılması,sonunda Sarayı dize getiriyor. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden ve pek çok vilayetten gönderilen telgraflar birbirini kovalıyor. Saray için artık Meşrutî idareyi kabul etmek dışında bir seçenek kalmamıştır.

23 Temmuz 1908 Perşembe günü, Manastır’da toplar atılarak, daha Padişah duyurmadan, büyük merasimlerle hürriyet ilan ediliyor. “Müslümanlar ve Hıristiyanlar hürriyetin yarattığı kardeşlik, müsavat güneşi altında bayram” yapıyorlar. “Bu akşam benimle ilk defa ayaklanıp çeteyle dağa çıkan erler, hayatlarının en mesut gününü yaşıyorlar, hepsi evlerine, çocuklarına, eşlerine kavuşmuştu. Saadet ve sevinç birbirini takip ediyordu,” diye yazan Niyazi Bey de mutludur.

Selanik ve Resne’de büyük bayram 24 Temmuz 1908 günü kutlanıyor. Resne köylüleri şehre doluyor. Alanlar; yaşasın Ordu, yaşasın İttihat ve Terakki Cemiyeti, yaşasın millet, yaşasın hürriyet, müsavat, kardeşlik, adalet sözleriyle çınlıyor.

İkinci Meşrutiyet'in ilanı başta; İstanbul, İzmir, Konya, Diyarbakır, Erzurum, Adana, Samsun, Trabzon, Bursa’da olmak üzere birçok il ve ilçede günlerce büyük gösterilerle kutlanıyor. Cezaevlerindeki siyasi tutuklular serbest bırakılıyor. Böylesi yaygın ve heyecanlı sevinç gösterileri, halkın 1908 Devrimine katılımını, desteğini bir kez daha ortaya koyuyor. Mutlakiyetçi düzenin çöküşü adaletsizlikten bıkmış olan halkta haklı bir rahatlama sağlıyor.

Niyazi Bey, Manastır halkından, vatanın her köşesinden ve yurtdışından gelen binlerce telgrafla kutlanıyor. Onu en çok mutlu edense: “Kardeşim tebrik ederim, yaşasın vatan, yaşasın millet, yaşasın hürriyet,” diye yazan Enver Bey’in telgrafıdır.

Niyazi Bey, büyük başarısının ardından Ordudan ayrılır. Ne seçimlere katılır. Ne mebusluğa adaylığını kor… Siyasi hayattan çekilir. Yeni rejimden kişisel hiç bir dilekte bulunmaz.

Emekli olup Resne’ye yerleşen Niyazi Bey, Balkan Savaşı patlak verince, oluşturduğu gönüllü birliğiyle Cevdet Paşa’nın ordusuna katılıyor. Yenilgiyle biten savaştan sonra, İtalya üzerinden İstanbul'a ulaşmak için Arnavutluk'un Avlonya iskelesinde vapur beklerken, Balkan komitacıları tarafından, 17 Nisan 1913'te üç kurşunla sırtından vurularak şehit ediliyor.

Resneli Niyazi Bey'in birikiminin ve ününün doruğundayken köşesine çekilmesi doğru muydu? Böyle yapmasaydı hem ülkesi hem de kendisi için daha yararlı bir seçim yapmış olmaz mıydı? Tarihi olayları ve kişileri bir film gibi geriye sarıp değiştirme olanağımız yok. Böyle bir tartışma da pek doğru olmayabilir. Sanırım önemli olan tarihi gelişmelerden doğru dersler çıkarmak, hata ve yenilgilerden öğrenmeyi bilmektir. Sabahattin Eyuboğlu’nun dediği gibi “dünü bugüne mal edip insanlığın yaşını kendi” yaşımıza katabilmektir.

Tüm devrim şehitlerimizle birlikte Resneli Niyazi Bey’i büyük bir saygı ve minnetle anıyorum.

  • Kaynak: Feyziye Özberk, “Resneli Niyazi/ Vatan Fedaisi ve Rumeli Dağlarından Cumhuriyete”, Kırmızı Kedi Yayınevi, Nisan 2019, İstanbul.