27 Mayıs Ne Getirdi?

“Gerçek incelse de kopmaz ve

zeytinyağının suyun üstüne çıktığı gibi

daima yalanın üstüne çıkar.”

27 Mayıs 1960 Devrimi, 1961 Anayasası ve onları izleyen diğer gelişmeler, askeriyle, siviliyle bir bütün olarak Türk milletinin devrimci, antiemperyalist, demokratik birikiminin ve bilincinin ürünü olarak gerçekleşmiştir.

Günümüzde 27 Mayıs’a ilişkin olumsuz görüşler öne sürülüyor. 27 Mayıs karalanıyor. Gerçek onların anlattığı gibi mi? Sonuçtan hareket ederek yapılan bir değerlendirme yöntemi vardır. Bu yola başvurabiliriz. Yakın tarihimizde iki büyük düşünsel canlanma yaşandı. Birincisi, 1908 Hürriyet Devrimi ile başlayıp Cumhuriyet Devrimleriyle güç ve kalıcılık kazanan, Atatürk’ün önderlik ettiği büyük aydınlanma hareketiydi. Sanırım bu konuda önemli bir tartışma yok.

İkinci düşünsel canlanma ise, 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni izleyen yıllarda yaşandı. Birçok aydının yanı sıra Cemal Süreya yazılarında 1960’ı izleyen yıllardaki düşünsel canlanmaya dikkat çeker. Cemal Süreya ayrıca bu canlanmada özellikle öğretmenlerin ad olarak da Sabahattin Eyuboğlu ve Vedat Günyol’un rolünü anımsatır: “1960’lı, özellikle de 1970’li yıllarda Türk entelijansiyasının gerçek temsilcileri ise öğretmenler oldu. Büyük bir yaygınlaşma ve doğal bir güç kazanmadır bu. Dev bir dalgalanma ve bilinçlenme. Dalgalanma ve bilinçlenmenin temelinde kurucu öge olarak Sabahattin Eyuboğlu’nun ve Vedat Günyol’un da büyük katkıları olduğunu kimse inkâr edemez. İnsanı gösterdiler...” (Feyziye Özberk, “Cemal Süreya, Papirüs Düşçüsüyle Buluşma”, Kaynak Yayınları, Boyalıkuş - Edebiyat, 2016, İstanbul.)

Daha 27 Mayıs Anayasasının kabulü öncesinde, siyasal yaşam canlıdır. Basın, üniversite, gençlik, özgürce anayasa tartışmalarına katılabilecek olanaklara sahiptir. Sonuç olarak 27 Mayıs Anayasası, Sıddık Sami Onar, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Tarık Zafer Tunaya, Muammer Aksoy, Doğan Avcıoğlu gibi en yetkin hocaların aydınların ve tüm toplumun katkısıyla hazırlanır. Kapalı kapıların ardında değil. Ya da bir yerlerden ısmarlamayla gelmez.

1961 Anayasası’nın kapısını açtığı 1970’lere kadar süren, o yıllarda öğretmenlerin ve diğer aydınların önderlik ettiği adeta bir Anadolu Rönesans’ı yaşandı. Grev, toplu sözleşme hakkı, toprak reformu anayasaya girdi. Anayasa Mahkemesi, çift meclis ve kuvvetler ayrılığı gibi hukuki güvenceler getiren 1961 Anayasası canlı bir düşünce özgürlüğü ortamı yarattı. Türk toplumunun fikir hayatında, 50’lerde görülmeyen bir yeşerme, canlanma, bereket oldu. Yayın dünyası çeviri ve telif eserlerle hareketlendi. Basın ve toplantı özgürlüğü, üniversite özerkliği gençler başta olmak üzere tüm topluma düşünce olarak beslenme gelişme, bir araya gelerek mücadele etme ortamı yarattı.

Nâzım Hikmet’in şiirleri üzerindeki yasak örtüsü kalktı. O günlerin gençleri dünyanın tanıdığı büyük şairlerini tanıdılar ve çok sevdiler. Dünyada ve ülkelerinde, yazılanları, yaşananları öğrenme olanağına kavuştular. Emperyalizmi, milliyetçiliği, devrimciliği, halkçılığı öğrendiler. Bağımsızlık için gözlerini kırpmadan idama yürüyen üç fidanımız, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan o günlerin gençleridir. Vatan sevgisini ve çelikten iradeyi o dönemde kazandılar.

Bugün varlıklarıyla övündüğümüz pek çok bilim insanı, sanatçı, yazar o düşünce, tartışma özgürlüğü ortamında yetişti ya da kendini geliştirdi. Sabahattin Eyuboğlu da 27 Mayıs’ın “sosyal gelişmeyi hızlandırdığını” vurgular. Yine özlü bir değerlendirmeyle, 27 Mayıs’ın “Atatürk’ün bir çeşit dirilişi ve kendini savunuşu” olduğunu yazar. Sabahattin Eyuboğlu, Mavi ve Kara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı Ekim 2002, İstanbul, s.22.

Sözün özü, o dönemin artıları eksilerinden çoktur.