Reşit Galip Biyografisi

Cumhuriyetimizin 95. Yılında vatan savunmasının ve Cumhuriyet Devriminin bir büyük önderini anmak, onun bize ışık tutan yaşamı, mücadelesini, görüşleri ve bize bıraktığı mirası anlatmak istiyoruz.

1897 yılında Rodos’ta doğdu. Mustafa Necati, Vasıf Çınar gibi İzmir Lisesini bitirdi. 1911 yılında milli bilincin en yüksek düzeyde yeşerdiği Tıp Fakültesine girdi. 1912 yılında arkadaşlarıyla Divan Yolunda Türk Ocaklarının kuruluşuna öncülük etti. Fakültede yayılması ve kök tutmasını sağladı. Başkanlık görevini yürüttü.

Balkan Savaşlarında birinci sınıf öğrencisiyken gönüllü olarak sağlık ordusunun cephe çalışmalarına katıldı. Rumeli’nden nasıl hunharca sürülmek istendiğimizi, yüz binlerce asker ve sivilin açlık ve saldın hastalıklar yanında katliamlarla yok edilmek istendiğini gördü.

1. Dünya Savaşının başlaması üzerine ilk olarak açılan Kafkasya Cephesine dört arkadaşıyla gönüllü olarak, elde silah katıldı. Cephede Yakup Cemil Bey’le görüşerek Teşkilat-ı Mahsusa’ya kabul edildi. Büyük Türk Devriminin bir fedaisi oldu Bir süre sonra olumsuz hava koşulları ağır bir zatürre geçirmesine yol açtı. Ciğerleri parçalanarak İstanbul’a döndü.   

Türk Ocakları tarafından Askeri Tıbbiyeliler ve Baytarları Genel Müfettişi olarak atandı.

1917 yılında mezun oldu. Mütareke yıllarında Halide Edip Adıvar’ın anılarından, onun Fatih, Üsküdar Doğancılar, Sultanahmet mitinglerinin düzenleme komitesinde yer aldığını öğreniyoruz. Aynı zamanda bütün İstanbul’un işgale karşı direnişe çağıran afişlerle, polis karakol kapıları dahil donatılması görevini yönetti.

Doktor Hasan Ferit Cansever ve on arkadaşıyla birlikte ‘köycülük’ hareketini başlattı. Kütahya ve Tavşanlı İlçesinde çalışarak halka şifa dağıttılar, güvenlerini kazandılar. Anadolu’da başlayacak işgale dikkat çektiler. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulmasını sağladılar.

Kurtuluş Savaşı başlayınca Hilaliahmer Bayrağı altında cepheye koştular. 1922 yılında Umumi Hıfzıssıhha (Koruyucu Hekimlik) Müdür Muavini olarak atandı. Ankara havası o dönem akciğer sorununu ağırlaştırdı. Mersin’e tayin edildi. Şehirde Gençler Birliği ve Türk Ocağı çalışmalarına öncülük etti.

17 Mart 1923 günü Atatürk ve eşi Güney Gezisinin parçası olarak Mersin’e geldiler. “Program gereğince Millet Bahçesinde çay içilecek, şehir adına Hükümet Tabibi ve Türk Ocağı Başkanı olarak Reşit Galip konuşacaktı.

Bahçede murt dalları, çiçeklerle süslenmiş ve bayraklar asılmış yüksekçe bir yer hazırlanmış; yaldızlı, büyük iki koltuk konmuştu.

Gazi bahçeye girince ‘Bu ne rezalet’ dedi; iki tahta sandalye çekti, eşiyle oturdular. Sinirlendiği belli oluyordu. Çaylar içildi. Reşit Bey’in heyecanla söylediği, anlamlı ve samimi hitabını dinlerken ve özellikle ‘Sizin karşınızda, zaferlerinizden bahsetmeye lüzum var mı? Grueland'daki Eskimolardan Afrika'nın yanık ve kızgın çölleri ortasında sam yellerinden haber uman zencilere kadar herkes öğrendi. Sen bu milletin yalnız müncisi (kurtarıcı), yalnız bir halaskarı (kurtarıcısı) ve yalnız bir kahramanı değilsin, sen bunlardan daha çok büyüksün; sen bu milletin bir ferdisin. Senin en birinci büyüklüğün bu milletin bir ferdi olmakla iktifa (yetinme) ve iftihar etmekliğindir’ sözlerinden çok duygulandı.  Sonra, kürsü olarak hazırlanan masanın üzerine çıkarak “Aziz Arkadaşlar! Genç ve çok kıymetli doktorumuz Reşit Bey’in sözleri bence iki bakış açısından incelenebilir.diye başladığı ve “Bu memleketin hakiki sahibi olunuz.” sözleriyle bitirdiği tarihi konuşmasını yaptı.

Bu konuşması Atatürk’ü derinden etkiledi. Onu Ankara’ya Cumhuriyetin inşa çalışmalarına çağırdı.

1 Eylül 1925. Atatürk, Kastamonu Şapka Devrimi dönüşünde kendisini Çubuk’ta karşılayan arkadaşlarıyla birlikte. İbrahim Yiğit, Nuri Conker, Fuat Bulca, Abdülhalik Renda ve Reşit Galip.

 

1925 yılında Karşılıklı Mübadele Komisyonu Sekizinci Tali Komisyonu Türk delegeliğinde çalıştı. 1925 yılı sonunda Aydın Mebusu olarak Ankara’ya geldi. Şeyh Sait isyanı üzerine İstiklâl Mahkemesine üye olarak seçildi.

Halk Fırkası Meclis Grubu İdare Azası olarak seçildi. Meclis çalışmalarına katıldı.

Bu süreç içerisinde iki yıl Türk Ocakları Genel Başkanlığı görevine seçildi. Hilaliahmer çalışmalarına katıldı. O, geçen yıllar içinde daima okurken görüldü. Kendisini çok yönlü olarak yetiştirdi.

10 Mayıs 1931 Halk Fırkası 3. Büyük Kongresinde Kültür ve Gençlik İşleri yöneticiliğine atandı.

Milli Tarih Araştırmaları için kurulan Türk Tarih Kurumu’nda Genel Sekreter olarak yer aldı.

Ünlü dört ciltlik Türk Tarihi kitabının ilgili bölümlerinin hazırlanmasında çalıştı.

 

Kemalist Eğitimin Tarih Kitabını hazırlayanlar.

 

Sâmih Rıfat’ın kaybı üzerine Türk Dil Kurumu Başkanı seçildi.

Hasan Ali Yücel, Ahmet Cevat Emre, Ruşen Eşref, İbrahim Necmi Dilmen ve Hamit Zübeyir Koşay.

19 Eylül 1932 tarihinde Maarif Vekilliğine atandı. Köhneleşmiş Darülfünun düzenlenmesi Cumhuriyet Devriminin yolunda yürüyecek İstanbul Üniversitesi’nin kurulmasını sağladı.

  • Yetersiz öğretim üyeleri tasfiye edildi.

  • Yurt dışından birikimli öğretim üyeleri getirildi.

  • Ders müfredatı kapsamı genişletildi.

  • Öğretim üyesi ve öğrencilerin araştırmalarına ve bilimsel çalışmalarına önem verildi.

  • Akademisyenlerin yükselmesinde bilimsel temellerde yapılan çalışmaları esas alındı.

Artık gündelik yetersiz çalışmaları içinde boğulmuş bir kurum yerine çağdaş milletin emrinde İstanbul Üniversitesinin temelleri atıldı.

 

Önde oturanlar (soldan sağa): Dr. Fahri Can, Dr. Seyfettin, Dr. Orman Teoman

İkinci Sıra: Dr. M. Ali Ağakay, Dr. Süreyya Kadri, Dr. REŞİT GALİP, Dr. Bahattin Lütfi Varnalı, Dr. İbrahim Etem, Dr. Hulusi

Ayaktakiler: Dr. Reşit Sami Dekak, Dr. Nedim Cankat, Dr. Rifat İnan, Dr. Ata, Dr. Sait ve Dr. Derviş

 

  • 11 aylık Bakanlık döneminde Müze – Kütüphane – Arkeoloji ve Kültür Akademisi kavramlarını ortaya koydu.

  • Türk Tarihi Arkeologya ve Etnografya Dergisini çıkardı.

  • Arkeoloji konuları, hafriyat ve eserlerin korunması için çalışmalar başlattı.

  • Köy ve şehir yatılı okulları konusunda büyük atılım başlattı.

  • Türk tarihi, Türk dili üzerinde Atatürk’ün öncülüğünde başlatılan çalışmalar içerisinde en önde yer aldı.  

  • Koruyucu hekimlik, halk sağlığı konusunda yapılan çalışmaların daima en önünde yer aldı.

  • Vatan savunması, Halka hizmet, Millete sadakat yolunda en değerli olan varlığını feda etti.

42 yaşında, ciğerlerinden ve böbreklerinden rahatsız olan Reşit Galip Bey yakalandığı zatürreden kurtulamadı.

Son defa açtığı gözlerini dostlarına gülümseyerek kapattı.

Keçiören’de dört bir yanını çevreleyen kitaplarla dolu odasının ortasında demir bir karyolada hayatını kaybederken, üzerinden ailesine kalacak olan  5 lira çıkıyordu.

Ancak o şerefli bir isim, bir öncünün örnek yaşamı ve bıraktığı büyük devrimci mirası ailesine ve bizlere bıraktı.

Bunun için kendisini bir mum gibi ateşinde eriterek yok ettiği yaşamında edindiği büyük deneyimini ulusal bir ant olarak bir 23 Nisan günü haykırarak bizlere armağan ediyordu.

1939 – 1965 yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan efsane alfabenin kurulunda yer alan, İltekin İlkokulu öğretmeni Müzeyyen Armay ve onun başkanlığında her pazartesi günü Andımızı okuduğumuz arkadaşlarım.

 

Bu sözler, üzerinde yaşadığımız yer delinmedikçe, soluduğumuz gök kubbe çökmedikçe Türk Ulusunun dudaklarından sökülemeyecektir.