fbpx TÜRKÇE, KIRAÇ, BEN | Ankara Havadis

TÜRKÇE, KIRAÇ, BEN

Benden beklenen dilimi öğrenmek, güzel konuşmak ve doğru yazmaktı. Ortaokulda iken okul karnemde babamın ilk baktığı Türkçe dersinin karşılığında yer alay sayı idi. Güzel konuşurdu, doğru yazardı. Karnemdeki Türkçe notum elbette beklendiği gibi olacaktı! Ben babamı ve dilimi hep çok sevdim!

En son Sayın Gaffar Yakınca’nın Aydınlık gazetemizdeki yazısını okuyunca ne bekliyorum dedim. İçinde olmam gereken bir durum var! Yazmaya koyuldum.

Kosova Zaferi, Plevne Zaferi ve görkemli Dumlupınar Zaferi. Anımsadım; Arapkir Zaferi! Bir dakika; Arapkir’de zafer yok ki! Hiç olmadı. Belleğimin oyunu olmalı! Zafer sözcüğü belleğimin oyununa kurban giderken içi boş hale geliyor. Kimi zaman, dil kendi içinde doğru kullanılmazsa içi boşalır.

Türkçe, ön-takısı, son-takısı, benzeri olmayan akraba ve renk sözcükleri zenginliği ile bir anlamdan ötekine yorulmaksızın koşturan bir dil. Levantenlerin İstanbul’unda ipi asılacak sağlamlıkta bir İngiliz, Frenk üzümünden hallice bir Fransız ya da ince, uzun, dudak üstü tüyleri ile adam sıfatında bir İtalyan… Hangisi olduğunun bir önemi yok. İşte bu keferelerdcen birinin Türkçeyi öğreneceği tutmuş. Oldukça ilerlemiş. Günlerden bir gün saatinde yetişemediği için bineceği tramvayı kaçırmış. Ardından seğirtmeye başlamış. Bir yandan yeni öğrendiği Türkçesiyle bağırıyormuş: Tramvayı tevkif edin. Nüfuz etmek istiyorum! Bir türlü anlayamadığı dili anlaşılmaz hale getiren insanın yaşadığı bu örnekle açık ve seçik değil mi?

Ne geldi aklıma; Valideniz muhteremin dest-i izdivacına gayri kanuni yollarla talibim tümcesini duyan birisi dilini biliyorsa eğer ilk elde ‘Ben de senin!’ diye yanıt verir. Ana dilini öğrenememiş ancak yabancı dil tafrası atacak kadar boş ve çarpıksa ‘Teşekkür ederim’ diye yanıt verir. Oysa bu bir küfürdür!  Bu kadarını bile anlamaktan aciz, kafadan yana donanımsız birisine devamında şunu söyleyebilirsiniz; “İnce kıyılmış halinin yoğurtla muamelesi reçel kıvamına ulaştığında hele tuz, zeytinyağı dökülünce tadından yenmez olan zerzevata benziyorsun” Size anlamadığını söyleyecektir. Onun eksikliği. Ancak bu kez küfür etmediniz. Benzetme yaptınız. Benzetme yanlıştan bağışıktır.

İnsanın var oluşu evrim süreci içinde tanımlıdır. Tıpkı başka canlı türlerinin var olması gibi. Zihne sahip olması artmış dil becerisine, anlam üretmesine yol açmıştır. Toplum bu yolla ortaya çıkmıştır. Dikkat edildiğinde dil ve anlam tümleşikliği insan var oluşunun önde gelen katılımcısıdır. Kültür, dil ve anlam tümleşikliği ile vardır. Toplum, tarih içindeki akışına bu yol aracılığı yön verir.

Vazgeçmek geri almamak üzere bir şeyi vermektir. Vaz geçmek eylemini anlamlı kılan eylemin bir değer ile bitişik olmasıdır. Dilinden vaz geçen insan var olmaktan vazgeçen insandır. Dahası kendinden vazgeçmiştir. Egemenler sömürgeleştirdikleri ya da sömürgeleştirmek istedikleri topraklarda yaşayan insanların ana dillerinden vazgeçmeleri için her şeyi yaparlar. Anadilin yetersiz olduğunu, dünya dili olmadığını söylerler. Becermezlerse başka bir yol denerler:  Yok edilmek istenen ana dilin içine kendi dillerinden sözcükler, anlamlar sokarlar. Tıpkı ülkemizde olduğu gibi!

Bay diye vedalaşmak, bağışlanmak karşılığı kullanılan üzgünüm sözcüğü, konsept ve onca örnek andığım işgalin günlük yaşamımıza yansıyan ahlak dışı kanıtlarıdır. Bu da yetmiyorsa dilini önceleyen, diline sarılan, varlığını koruyan, ana dilinde var olmayı yaşamsal olarak gören insanlara saldırırlar. Ancak saldıranlar eli palalı, beynini çamurda kaybetmiş yaratıklar değildir. Görüntüleri farklıdır. İnsanı andırırlar. Aralarında eli kalem tutan, adını bile yazabilenleri vardır. Dahası yazılarını yayınlayan gazete bile bulabilirler. 

Ana dilimden söz ettim. Bağlantılı olarak değerli sanatçı Kıraç’ı andım. Bana gelince, bir başka dilden dilime roman, öykü, meslek kitabı aktaracak kadar tanıdığım ve yabancı okullara gitmeksizin öğrendiğim yabancı bir dil var. Dilim olmazsa o hiç olmazdı. Arapkir Zafer’inin olmadığı gibi.

Böylelikle bu yazımı dilimden, Kıraç’tan ve kendimden söz etmiş olarak bitirebilirim. Siz de okuyabilirsiniz Türkçe bilenler, sevenler, Türkçe ’ye  gönül verenler.  

NOT: Bu yazıda suç unsuru yoktur. Denemesi bedava. Neden mi? Dilimi iyi biliyorum çünkü!