fbpx Tarihin Öznesi | Ankara Havadis

Tarihin Öznesi

İttihat ve Terakki Cemiyeti, 2. Abdülhamit tarafından askıya alınan Mithat Paşa’nın büyük çabasıyla ilan edilen anayasal düzeni yeniden yürürlüğe koydurmayı başarmıştı. Anayasa, asılardır yalnızca tabi olan ve bu niteliği nedeniyle tebaa olarak anılan halkın hak sahibi olması demekti. Büyük halk isyanları, halkın tabi olmayı benimsemediğini, kendinde bir güç gördüğünü tarih boyunca çok kereler ve hemen her yerde göstermiştir. Anayasal düzenler bu uzun isyanların zorunlu sonucu olmuş ve tabi olma durumu yer değiştirmiş, yönetenler halka tabi olmuştur. Bütün bu süreç rejim değişikliğidir.

Savaş olmadan bölünen ülkeler görülmüşse de devrim olmadan rejimini değiştiren ülke yok gibidir. Rejim değiştirmek, aynı zamanda üstün konumda olan ve bunu yitirmek istemeyen sınıfların bütün güçleriyle önlemeye çalıştıkları bir uğursuzluktur. Osmanlı Devleti, meşrutiyet ilanlarını üstesinden gelebileceği ve kontrol altında tutabileceği ufak sapmalar olarak görme eğilimindeydi. Keza 2. Abdülhamit meşrutiyeti ilan ettikten sonra askıya almış, Mithat Paşa’yı boğdurmuş, idareyi tekeline almıştı. Bunu bir sultan, bir yol bulup yeniden yapabilirdi. Fakat aynı bilgi artık herkes tarafından biliniyordu. Daha ileriye gidilmeliydi.

30 Ekim 1918 tarihinde daha ileriye giderek cumhuriyete yol almak koca ülkede kaç kişinin aklından geçerdi acaba? Bu sorunun yanıtını vermek olanaklı olmasa da tek bir kişinin aklından geçtiğini biliyoruz ve yeterli olmuştur.

13 Kasım 1918’de boğazdan karşıya geçerkenGeldikleri gibi giderler diyen Mustafa Kemal Paşa için her şey apaçık ortadaydı. Tarih olgunlaşmıştı, nesnel koşullar oluşmuş, öznel iradenin kendini sonuca vardırmasını bekliyordu. Mustafa Kemal Paşa işte bu tarihin umudu, ışığı olmuştur.

Küçük Asya Ordusu aldığı desteklerle artırdığı asker ve silah olanaklarıyla 10 Temmuz 1921’de saldırısını başlatmıştı. Amacı Türk Ordusunu çembere alıp yok etmekti. Buna karşı alınan önlemlerin bedeli büyük toprak ve kent kayıplarıydı. Moraller çökmekte, panik yayılmaktaydı. Devrim yalnız silahlı güçle başarılamazdı, bunun eğitimi, maliyesi, sağlığı ve asırlardır Osmanlı tarafından göz ardı edilmiş nesi varsa onarımı gerekmekteydi. İlkokul savlarının aksine önce rejim değiştirilmiş, devrim yapılmış, savaş bu devrim kadrosunun emrinde yürütülmüştür. Kurtuluş Savaşını, başında Mustafa Kemal Paşa’nın olduğu Cumhuriyet Devrimi kadrosu kazanmış, böylelikle rejimi de oturtmuştur. Yoksa 15 Temmuz 1921 günü Ankara’da Milli Eğitim Kurultayı toplanmasını nasıl açıklarız?

Mustafa Kemal Paşa açış konuşmasını yaparken kulağına cephede yaşananlar fısıldanmaktadır ve O konuşmasını sürdürür:

…Asırların yüklü olduğu derin bir ihmal-i idarinin bünye-i devlette vücuda getirdiği yaraları tedavi için harcanacak himmetlerin en büyüğünü hiç şüphesiz irfan yolunda hazırlamamız lâzımdır.

Şimdiye kadar takip olunan tahsîl ve terbiye usullerinin milletimizin gerileme tarihinde en mühim bir âmil olduğu kanaatindeyim. Onun için bir millî terbiye programından bahsederken, eski devrin hurafelerinden ve fıtri niteliklerimizle hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garptan gelen bilcümle tesirlerden tamamen uzak, seciye-i milliyye ve tarihiyyemizle mütenâsip bir kültür kastediyorum. Çünkü davayı millîmizin inkişâf-ı tâmmı, ancak böyle bir kültür ile temin edilebilir. Lâ-ale’t-tayîn bir ecnebi kültürü, şimdiye kadar takip olunan yabancı kültürlerin yıkıcı neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür (Harâset-i Fikriye) zeminle mütenasiptir. O zemin, milletin seciyesidir.”

Türk Ulusunun bir yere yamanmasına karşı eğitimin ulusun özünü bulma, çıkarma ve kendini yolunu çizecek özgüveni yaratma görevine işaret eden bu konuşma hazine değerindedir. Türk Ulusunun her bir bireyinin aynaya baktığında görmesi gereken, ayağını bastığı topraktan atalarının bin yıllardır süzdüğü varlık yetisi, becerileridir.

Bu konuşmayı yaptığı tarihten iki gün sonra Batı Cephesi Karargâhına giderek Sakarya Irmak’ı doğusuna çekilme emrini vermiştir. 24 Temmuz’da Fevzi Paşa TBMM’nin Kayseri’ye taşınması önerisini gizli celsede vekillere sunmuştur. Bu fikir, devam edecek muharebenin Ankara’nın da doğusuna çekilmeyi gerektirecek olmasına karşı bir önlemdir. Meclis, Mustafa Kemal Paşa’nın yenilginin hesabını vermesi için feveran ederken O, Meclisi güvene alma gayretindedir. Bu gayretin temelinde yatan üstün esas, savaşan ordunun askeri gerekleri yerine getireceği hareket alanını açmaktır. Çünkü asıl olan TBMM’dir. Ordu kaybedilse bile yeniden kurulabilir ama Meclis ele geçerse orduyu yönetecek devlet kalmaz, devrim akamete uğrar. Meclis, bağımsızlık ve egemenliğin eşsiz uygulayıcısı ve savunucusudur. Ordu bunu bildiği için Meclisi teslim etmektense kendinin imha olmasını yeğler. Onu böyle bir seçim yapmaktan korumak için Meclisin güvene alınması gerekmektedir. Kurtuluşu, kurucu Meclis başaracaktır. Böylece ordu da askerliğin gereğine uygun hareket ederek düşmanı yok edecek manevraları yapabilecektir.

Milli Eğitim Kurultayı için hazırladığı konuşmayı not ettiği defterinde dış ilişkiler, vergi, dışsatım, asayiş konuları gibi değişik konulara dair planlar da bulunmaktadır.

İşte emperyalizmin yenemediği, Türk Milletinin her şeyini emrine verdiği Mustafa Kemal böyle bir iradeydi. Doğru, O da diğer vekiller gibi vatan için canı pahasına görev yapıyordu ve tek bir farkı vardı, tarihin kıvamına getirdiği nesnel koşulların gereğini yerine getirecek özne istenci, bilgisi, ufku yalnızca onda vardı. Bu durumu hisseden az sayıda kişilerden olan Fevzi Paşa ile birlikte Meclis kürsüsünden stratejiyi, devrimi, rejimin değişmekte olduğunu aynı amacı taşıyan ama uygulama yolu olarak maceracılığı veya tarihin çöplüğünde eşinirken bulduklarını getirenlere anlatmaya uğraşıyorlardı.