fbpx Umutsuzluğu Yasaklayan Şair | Ankara Havadis

Umutsuzluğu Yasaklayan Şair

Metin Demirtaş’ı, 27 Eylül 2014’te, bir başka şair-yazar Talip Apaydın’la aynı gün kaybettik. Üstelik o gün Demirtaş’ın imza günüydü. 27 Eylül, onun için mutlu, heyecanlı geçecek bir günün sabahı olmalıydı ama olmadı. Yaşam işte böyle bir şey, acı ve mutluluk iç içe. O, özverili ve inatçı bir çabayla şiiri, halkla buluşturmaya, günlük yaşamın her alanına sokmaya çalışan devrimci bir şairdi.

Metin Demirtaş’ı yıllar önce, Che Guevara şiiriyle tanıyıp sevdik.

Bütün ulusların halkları gibi

Ve yalnız büyük fırtınalarla kımıldayan

Bizim de halkımız vardır Che Guevera

O bu şiirinde Che’nin mücadelesini Milli Mücadeleyle ülkemizin insanı ve dağlarıyla birleştiriyordu. Sanırım Che Guevara için yazılan birçok şiirden bu niteliğiyle ayrılıyordu. Daha sonra,“Umutsuzluk Yasak” şiiriyle ve diğerleriyle pek çok şiir severin yüreğine yerleşti. Bu şiirinde, önemli bir gerçeğe, baharın ancak kavgayla kazanılacağına dikkat çekiyor:

Kar dalları örttü

Kavruldu en yamanı çiçeklerin

Kalbim, katlan bunlara

Çünkü kıştır yaşanılan

Amansız, limansız bir kış

Ve sarılmışız dört bir yandan

Ama düşün kalbim

Düşün, kavgayla kazanılacak baharı

Direnen, adressiz yaşayan dostları

Fışkıracak ekinleri

İlk yazla karlar altından

Ve doludizgin geçerek

Her acıyı bir sevinçle

Yolu yok kalbim

Sağ çıkacağız bu acılardan

Çünkü umutsuzluk yasak

Yılgın türküler söylemek de

Çünkü yürüyor umudun ordusu

Umutsuzluğu kurşuna dizerek

Neydi Demirtaş’ın Amacı?

Bu sorunun yanıtını, onu yakından tanıyan bir başka şair Muzaffer İlhan Erdost, çok anlamlı bir biçimde veriyor: “Demirtaş, kendi geleceğini, toplumsal değişmenin bütünlüğü içerisinde bulur ve birey olarak, topluma, toplumsal gelişmeyi hızlandıracak olanı akıtır.

Metin Demirtaş’ın şiiri, acıyı (ve sevinci de) yaşam gücüne, özgürleşme bilincini pekiştirmeye ve onu yığınsal bir güce dönüştürmeye adanmıştır”

Şiiri Sokağa İndiren Devrimci Şair

Şiiri sokağa indirmek Metin Demirtaş için bir dönem, önüne geçilemez bir tutku olmuş. “İnsanlar güzel şiirler okusunlar, dillerinin lezzetine varsınlar” istemiş. Örneğin Cahit Külebi’nin Hikâye şiirini yürürken kafasında kurguladığı sokağa, bu şiirin yazıtının asılmasını ve şairin isminin de bu sokağa verilmesini sağlamış. Ayrıca iki Antalyalı şairin şiir yazıtları da merkezi yerlere asılmış. Bu çabalarda yerel yöneticilerin desteklerini almayı başarmış.

“Şiir Öğretmeni”

Yine yıllarca düşünü kurduğu “Barış ve Sevgi Şiirleri Parkı” düşüncesini, Kaş yakınlarındaki Akçay, Giledos Kavaklığında gerçekleştirmiş. Bu parkta, sevilen ozanlarımızın 2,00x1,50 metre boyutundaki “Şiir Yazıtları” ondan armağan.

1981 yılından beri Antalya’da yaşayan Metin Demirtaş, bu kentin merkezindeki okullarda öğrencileri, Cumhuriyet dönemi şairlerinin en güzel şiirleriyle tanıştırıyor. Şiir okuma yarışmaları düzenliyor. Öğrenciler onu “Şiir Öğretmeni” olarak adlandırıyor. Onun bu çalışmaları bana, “Taşralıyım, madenciyim. Kasabalarda, köylerde, şarkı evlerinde, nerede olursa olsun şiirlerimi okurum. Şiirlerimi Patagonya’da koyun kırpıcılarına bile okudum” diyen Neruda’yı anımsattı.

Cırık Denen Ardıçkuşları

Metin Demirtaş, günümüzde paraya ya da güce tapanlar tarafından katledilen ya da yok olmalarına aldırılmayan tüm güzelliklere sahip çıkıyor. İşte, Antalya yöresinde Cırık denen ardıçkuşları için yazdığı şiirden birkaç dize:

Ne zaman söz açtıysam

‘Yufka yüreklisin’ deyip geçtiler

Yağmalanan tüm güzellikleri gibi yurdumun

Bu kuşların da kederini duyuyorum

Soyları tükenecek

Anılarda uçacaklar bir gün.

Bu yaz Mordoğan’da da serçeden daha minik, bu sevimli kuşlara “cırık” denildiğini öğrendim. Cırıklar, ardıç ağacının tohumunun çimlenmesini sağlıyorlar.

Hoca ile Ezop Dede El Ele

Şairler yetmemiş olacak ki Metin Demirtaş, iki Anadolu bilgesini, Nasrettin Hoca’yı, Kütahyalı (Firigyalı) Ezop Dede’yi ve La Fontaine’i de eklemiş bu tanıştırma çalışmasına. Tabii zamanla coğrafi konum da genişlemiş… Çevredeki kasabalar, köyler alana dâhil olmuş. Yalın bir halk Türkçesiyle şiirleştirdiği Nasrettin Hoca gülmecelerini ve Ezop Dede masallarını ya yıllardır yapılan geleneksel şenliklerde ya da küçük olanakları, dostlukları değerlendirerek olağanüstü bir çaba göstererek düzenlediği köy şenliklerinde halka, çocuklara sunmuş.

“Neden Hep Karınca Haklı?”

Metin Demirtaş, Ezop’un ve La Fontaine’in öykülerini tamamen farklı bir açıdan bakarak, belki daha duyarlı denebilir, şiirleştirmiş. Bilinen bir öykünün böyle farklı bir biçimiyle, karşılaşmak özellikle çocuklar için kalıplaşmış katı düşünmeyi kıracak çok öğretici bir yöntem olmalı. Edebiyatın, şiirin eğiticiliği, insanı daha bir insan kılması da okuyucusuna verdiği bakış genişliğiyle olmaz mı?

Demirtaş, şiirlerinin birinde, “Neden Hep Karınca Haklı?” diyerek bir önyargıya itiraz ediyor ve bizi farklı bir değerlendirmeye çağırıyor:

Uzun kış gecelerinin birinde

Karınca patlar can sıkıntısından

Sırtında bir torba arpayla

Varır dayanır

Ağustos Böceğinin kapısına

Bir şarkı dinlemek için.

Bu bakış bize, ayrıca önemli bir gerçeği, sanatın da ekmek gibi su gibi bir ihtiyaç olduğunu düşündürtmüyor mu?

Şiir, gülme, düşünme, kitap, dergi, fidan dikme… Halkımızı ve çocukları şiirle, okumayla ve kültür değerlerimizle buluşturmak… Hepimize eğlenirken neşe içinde düşünmeyi, sorgulamayı öğretmek, şiiri sevdirmek… Ona ne çok şey borçluyuz. Keşke yaşarken bunları söyleyebilseydik. Sanırım çok mutlu ederdik, onu. Metin Demirtaş’ı, saygı ve sevgiyle anıyorum.

CHE GUEVERA

Bizim de dağlarımız vardır Che Guevera

Bakma şimdi durgunsa, bir şahan gibi duruyorsa

Yorgundur, savaşlar görmüştür, çeteciler barındırmıştır

Yani satılmış değillerdir, hiç tüfek patlamıyorsa

Alaçamın, mor meşenin ardına silah çatıp yatmağa

Bizim de dağlarımız vardır Che Guevera

Bizim de halkımız vardır Che Guevera

Unutulmuş uzak tarlalar yalazında

Sazıyla, türküleriyle kardeşliğe vurgun

Bütün ulusların halkları gibi

Ve yalnız büyük fırtınalarla kımıldayan

Bizim de halkımız vardır Che Guevera

Bizim de ozanlarımız vardır Che Guevera

Sağ çıkmış güneşsiz taş odalardan

Yüreğiyle barışa, sevgiye yönelmiş

Çelik öfke bir yanı, bir yanı uysal mavi

Eğilmeden dimdik geçmiş demir kapılardan

Bizim de yiğit insanlarımız vardır Che Guevera

Bizim de delikanlılarımız vardır Che Guevera

Yokluklardan biyol kopup gelmiş

Üç zeytin, az ekmek üniversitelerde

Su gibi kızlar çarpar önce, alkol vurur

Öfkeli dolanırlar caddelerde

Ve başkaldırırlar akılları suya erende

Çünkü Vietnam hepimizin Vietnam'ı

Kongo hepimizin Kongo'su

Bir kere özsu yürümüştür dallara

Patlayacaktır ağır sancılarla karanlıklar

Varmak için o güzel yarınlara

Bizim de dağlarımız vardır Che Guevera